Ülkemizde 2013 yılında meslek seçimlerini yapmak üzere 1 milyona yakın genç üniversite sınavına hazırlanmaktadır. Sınav zamanı yaklaştıkça gençlerin yorgunluk, stres ve kaygı düzeyleri de artmaktadır. Bir yıldır yoğun olarak hazırlandıkları bu maratonda anne baba ve yakın çevre tutumları da zaman zaman gençlerin yaşadığı bu kaygı ve stresi arttırabilmektedir.Toplulukçu kültürün bir uzantısı olarak ülkemizdeki aile yapısına baktığımızda pek çok duygunun; heyecanın, kaygının, mutluluğun, üzüntünün genellikle hep birlikte yaşandığını görmekteyiz. Benzer biçimde evlerinde üniversite sınavına hazırlanan bir gencin bulunduğu ailenin neredeyse tüm fertlerinde , kendileri bir sınava giriyormuşçasına sınav stresi ve kaygısı taşıdığını görebiliriz. Bu durumda sınava yönelik kaygısı ve stresi artan bir genci rahatlatmak ve destekleyici olmak oldukça zorlaşır. Anne babaların rahat olmaları, kaygılı olan çocuklarına güven verici ve destekleyici telkinlerde bulunmaları ise gencin özgüvenini ve motivasyonunu arttırabilmektedir.
Gençlerin sınav kaygısı çoğunlukla farklı nedenlerle sınava yönelik olumsuz düşünceler geliştirmelerinin bir sonucudur. Anne babaların, gençlerin bu olumsuz düşüncelerini zaman zaman arttırabildiğini görmekteyiz. Çoğu zaman kaygısı artan anne babalar çocuklarını bilinçli ya da bilinçsiz diğer akranlarıyla kıyaslayabilmekte, sınava hazırlık dönemindeki performanslarını ve çalışma alışkanlıklarını eleştirebilmektedirler. Bu tip durumlarda gençler kendilerini ya da performanslarını yetersiz olarak algılamakta ve başarısız olacaklarına kolaylıkla inanabilmektedirler. Anne babalar gençlere doğrudan ve dolaylı olarak mükemmeliyetçi ve yüksek beklentiler yüklemekten kaçınmalıdırlar. Zaman zaman anne ve babalar çocuklarına tercihlerini sormadan meslek seçmiştirler bile.Bazı anne babalar da çocuklarına “sakın bizi mahçup etme, emeklerimizi boşa çıkarma” gibi söylemlerle çocuklarına, sınava kendisinden öte ailesi için giriyor olma hissi verir ve kaygıyı arttırırlar. Bazen de anne babalar, yüksek beklenti içinde olduklarını gençlere fark etmeden hissettirirler. Örneğin anne babaların ders çalışan gencin odasına devamlı yiyecek içecek getirmesi, evdeki herkesin rutin etkinliklerini durdurması, da dolaylı olarak gence yüksek beklentilerin varlığını hissettirebilmektedir. Fazla koruyucu görünen bu tutumları, gence, içinde bulunduğu süreci daha stresli gösterebilmektedir. Diğer taraftan fazla otoriter tutumlar; sürekli uyarılar, cezalar, kısıtlamalar da gençlerin, ailelerinin beklentilerini karşılayamama yönünde endişesini arttırmakta, aynı zamanda da çatışmalar yaşanmasına neden olabilmektedir. Anne ve babaların gerçekçi beklentiler geliştirmekte hem kendilerine hem de sınava hazırlanan çocuklarına yardımcı olmaları, her bireyin kendine özgü yetenek ve donanımları olduğunu kabul etmeleri ve saygı göstermeleri gerekmektedir.
Aksi takdirde gençler ailelerini düş kırıklığına uğratacaklarını düşünerek kaygı düzeyini artırmaktadırlar.
Bununla beraber kendi yetenek ve ilgileri doğrultusunda amaç edinmekte ve amaca ulaşmakta da güçlük yaşayabilmektedirler.
Ülkemizde üniversite sınavına giderek artan bir önem verilmektedir. Bu anlaşılır duruma rağmen yine de sınava hazırlanan gencin hayattaki başarısının tek ölçütünün bu olmadığı ve akademik performansının haricinde sahip olduğu başarıların altının çizilmesi de sınav başarısızlığını “yaşamın sonu” olarak değerlendirmemelerine yardımcı olacaktır.
Gençler, anne babalarının karşılarında değil yanlarında olduğunu hissederlerse sınava yönelik gelişen kaygı ve stresleri ile baş etmekte daha başarılı olabileceklerdir.