Ressam Arkadaşım Niyazi Toptoprak için….
Alkol bağımlılığı sendromu bir tanı olmakla birlikte kişiye bindirilmiş yüklem haline getirilip ‘alkolik’ ‘alkole bağımlı’ diyerek seslendirildiğinde şizofreniden çok daha fazla yaftalayıcı tınılamaktadır. Şişedeki alkolün yasal olarak ulaşılması ve edinilmesi olanaklı bir tüketim nesnesi ancak aynı zamanda bağımlılık maddesi olması nedeniyle içme ve içici ile ilgili farklı toplumsal tutumlar vardır. İçen insana yönelik tavır alış ve toplumsal bakış görelidir, değişkenlik gösterir. Örneğin “Adam gibi içmek” ifadesi yüklemi belirsiz ölçütleri içerirken göreliliğin boyutunu da anlatmaktadır.
Diğer bir deyişle ‘içiyor olmak’ toplumsal bakışın nesnesi haline gelmekle zaten sancılı bir durumdur. Toplumsal kabulu kerteriz almış bu sancıyı –dilerseniz- akut monofazik ağrı ile benzeştirebiliriz: Ani gelir, kendi kendini sınırlar, hekim başvurusu hemen hemen hiç yoktur. Bireyin kendince aldığı önlemler yeterlidir. Ender koşullarda altta yatan tıbbi ya da cerrrahi bir bozukluğa işaret eder. Kısaca söylersek ‘bağımlıca’ içmenin kendisi başlı başlına bir sancıdır.
Sancının dinmesi içmenin devamına ya da içmenin sancıya yönelik bir önlem gibi algılanmasına bağlıdır. Camus’nün ‘ölümden sonrası hiçlik, ölümün kendisi de bir hiçliktir’ tanımlamasına uyan, karşıtlığın aynılık taşıdığı garip bilişsel bir dizge söz konusudur. Bu dizge süreç özelliği kazandığında Sancı ağrıyı, ağrı da acıyı doğurur. İnsana kartezyen dikotomi ne kadar da doğruymuş dedirten bu zincirleme tepkime, duyumsamada yol açtığı hoşnutsuzlukla bize ait bir bedenin ve onu giydiren bir ruhun varlığını hatırlatmaktadır.
Alkol bağımlılarıyla uğraşan klinisyenler bilirler, hep yanıtsız kalan bir soru vardır: Neden içiyorsun? Bu soruyu asla sormadım. Ya birisi, “ ..sancıyı tanımak, ağrıyı bilmek, acıyı yaşamak için içiyorum,” der ve eklerse “ insan ruhunun arkeolojik mimarisi bunlara dayanmıyor mu zaten!” Ne yanıt verirdim?
Alkol bağımlılığına davranışsal bir sorun olarak bakanlar bilinenden daha çoktur. İçme davranışını hoplatan, ekseninden çıkaran aşerme (craving), içmeyi anında başlatan dürtüklenmiş hissi (kompulsiyon) ve akrabadan sayılan suçluluk duygusu gibi unsurlar bağımlılık sürecini tepeden yuvarlanan taş örneği ivmelendiren ve sürecin yönünü belirleyen değişkenlerdir. Yuvarlanan taş yosun tutmamakla birlikte yuvarlandığı sürece ne kadar sancı, ağrı ve acı varsa toplamakta ve giderek artan kütlesel ağırlığı yuvarlandığı düzeyi daha da eğik hale getirmektedir. Dibi bulduğunda, yuvarlanmış taşı kendi ağırlığınca durup durduğu tepeye tekrar çıkarmak neredeyse olanaksızlaşmaktadır. Taşın kendisi bile bu işe şaşa kalmaktadır. Neydim ne oldum der. Nicelik bir nitelik sorunu haline gelmiştir.
Alkol bağımlılığı sendromu holistik kavramlaştırmaya (biyopsikososyal tümleştirme) en uygun klinik durumlardan biridir. Psikolojik ve sosyal olana dönmek üzere bir parça tıbbi ve akademik ‘takılırsak’, alkol bağımlılığında B grubu vitaminlerin mirasyedi savrukluğunda kullanımı sözkonusudur. Müflis niteliğiyle bu ağrı başka türlü de tanımlanabilir: “alkol bağımlılığında nöropatik ağrı aberran somatosensoryel süreçlere bağlı olarak gelişmektedir. Ağrı, SSS ve/veya periferindeki incinmeye, örselenmeye bağlıdır. Ağrının özelliği disestetik olmasıdır. Ağrının bildiği ağrılardan farklıdır..Çünkü nosiseptif lezyonla orantısız bir şiddet yoğunluğu sergiler. Dolayısıyla psikojen ağrı ile ayırıcı tanısı ve seçilecek analjezik dikkati gerektirir.”
Bir ağrı ki ağrı değil ancak çeken bilir desek yeridir. Nasıl dineceği neyle geçeceği belli olmayan türkü yakılacak değerde bir ağrıdır, sizin anlayacağınız…
Alkol bağımlısı ne yapıyor? Türkü mü yakıyor? ‘Nosiseptif açıdan.’ diyerek ağrıyı geçirecek ağır bir sohbete mi duruyor? Montaigne, Denemeler isimli eserinde kum sancısı çeken varsıl aristokratların ağrı ile yaşadıkları utancı çok güzel betimler. Ağrı inanı şekilden şekile sokmaktadır çünkü. Oysa bağımlı, iyi bellediği bir “şeklin” aynılığını ve sürekliliğini içki içerek korumaktadır. Bildik bir acıyı tanıdık bir ağrıyla, selamını eksik etmediği sancıyla bir arada adeta “hoş” tutmaktadır.
Alkol bağımlısı, tümleşik kavramlaştırmayı biyolojik düzlemde ağrı, psikolojik düzlemde sancı, toplumsal düzlemde ise acı olarak oluşturmaktadır. Sinir damarlarının iltihaplanması, sinirlerinin kuruması biyolojik olanı anlatır. Vitamin dediğimiz modern mitosun B Tanrısı işe el koymuştur çünkü. Esnek olmakla birlikte kendini yenileme becerisinden yoksun beyin sistemi B Tanrısının gazabına uğramıştır. Bağımlı kişi, üzerine basamadığı ayakları, kılları dökülmüş bacaklarıyla kendini bir türlü ‘start’ alamamış bir atlet karikatürü gibi algılamaktadır. Kendi çektiği bu fotoğrafı ruhunun sancısı ile rötuşlarken başka herkesin aynı fotoğrafa baktığını düşünmektedir. Her başvuruda kullanılan, sık sık tab ettirilen vesikalık fotoğraf. Benden birşey olmaz çıkarsaması ruhsal sancısını, kimsenin yüzüne bakamıyorum utancı da toplumsal acısını anlatmaktadır. Dolayısıyla fotoğrafın üzerine basılan -soğuk mu soğuk- damgalar bir yandan (biyo-psikolojik) nüfus cüzdanı sureti bir yandan da (sosyal)ikametin ilmühaberidir.
Nöropatik ağrı, ekseninden çıkmış içme davranışına ve organ sistemleri komplikasyonuna işaret eden bir belirtidir. Bu belirti aynı zamanda yansız/yüksüz/yargısız tutum ve empatetik yaklaşım için zeminin ne olacağını gösterir. Şöyleki, sancı-ağrı-acı üçlemesiyle bakılacak bir insanlık durumunu tanımlamak önceliklidir. Vesikalık fotoğrafına bağlanmış bağımlının, hiç olmazssa tıbbi hizmet alma aşamasında, o fotoğraftan çıkarak insanı insan kılan bir boyuta sıçraması, özerkleşmesi işlemin en güvenli ilk adımı haline gelmektedir.
Haberci nitelikli bir ağrı var mıdır? Sorunun nedeni, nöropatik ağrının –artık- haber verme niteliği taşımadığını vurgulamaktır. Nöropatik ağrı, bağımlılığın doğal sürecinde öngörülen sonucun onaylanması anlamında ele alınmaktadır. Oysa haber veren ağrı, önlemi getiren, sistemin kırılgan noktasına dikkat çeken niteliğiyle daha farklı düzeyde girişimlere yol açtığı için önem taşır.
Alkol bağımlılığında bu niteliğe sahip tek ağrı göğüs ağrısıdır. Buradaki göğüs ağrısı şair Yahya Kemal Beyatlı’nın “Ya Rab, hele kalp ağrılarım durdu diyordum.” dizesindeki duyarlılığı gerektiren özel bir ağrıdır.
Alkol içme kısmen biyolojik kısmen motivasyonel yolla suçluluğu azaltan bir özelliğe sahiptir. Ancak karşılığında hatırı sayılır bir kaygı getirirken çökkünlüğe yol açmaktadır. Çoğu alkol bağımlısında özgüllük taşımayan göğüs ağrısı bu yolla ortaya çıkmaktadır. Gönülden bir ağrıdır. Kendi ardına gizlenmiş bağımlının gerçeklikle yüzleşme korkusunu simgeler. Bir tür sobelenme kaygısıdır. Göğüs ağrısı çoğaltıcı katsayı olarak diğer belirtilere de bulaşır. Döngüsel bir çıkmaz, sancılı bir kısırlık vardır. “Sancılıyım, saklanıyorum. Ama bu bir saklambaç değil. Sobelenmek tutuklanmak demek. Oysa ben hem saklanmak hem de özgür olmak istiyorum.” ifadesinin yaşama yansıyan tutumsal örüntüsüdür.
Çoğu hekimin alkol bağımlılığına yargılı yaklaşır. Beden-Ruh ikiliği (kartezyen dikotomi) medikal modele sinmiştir çünkü. Çoğu hekime göre alkol bağımlılığındaki bedensel sorunlar, sömürülmüş bir bedenin, tıbbi denetimi reddeden bir davranışın hak edilmiş bir sonuçlarıdır. Stigmatizasyonun aslı bu kavrayışa dayanmaktadır.
Kötülemiş ya da kötülük dolu bir ruh, Tanrı’nın hekimlere emanet ettiği bedeni suistimal etmektedir. İlahi sözleşmeyi onlar(alkol bağımlıları) bozmuştur. Sözleşmenin ‘noteryen’ muhafızları olarak etıbba bunu hoş karşılamayacaktır.
Özgüllük taşımayan bedensel bir belirti (non-spesifik somatik semptom) yargısıyla azımsanan göğüs ağrısı –çıktığı yol ister kaygı/bunaltı bozukluğu ister depresyon olsun- aslında ciddi bir gönül ağrısıdır. Bağımlının yağ bağlamış kalp kası hiç olmazssa bu sesi çıkarabilmektedir. Özetle, alkol bağımlısındaki göğüs ağrısı en az nöropatik ağrı kadar önemsenmesi gereken tümleşik bir sendromdur.
Sonuç olarak başka bir ağrıda yaptığımız herşeyi alkol bağımlılığında da yapmak zorundayız. Ağrı için yapılandırılmış tanı ve tedavi algoritmalarını ABS için de kullanmak zorundayız.
Algoritmik kesinlik taşıdığına inandığımız sonuçlarımızı bir an için bir kenara bırakacak olursak, bunun ötesinde yaslanacağımız en değerli araç, sancının, ağrının ve acının sendromal olarak değerlendirilmesidir. Dolayısıyla epistomolojik açıdan boyutsal tanılama holistik kavramlaştırmayı işlevselleştirerek bizi kimi tıbbi önyargılardan rahatlıkla koruyabilir.
Tümleşik modellemenin altını bu nedenle çizip vurguladık. Bir belirtinin kapsayıcı öyküleme içindeki biyolojik, psikolojik ve toplumsal gösterileri tümleşik düzlemde algılandığı zaman anlam kazanmaktadır. Bir sistem olarak insan varlığını tıp hizmetinin içine sokmak ancak bu yolla olasıdır. ABS ayrı bir muameleyi gerektirmez ancak gözardı edilmesi de kabullenilemez.
Kanser hastasını anlamak kanser olmayı gerektirmez. Diyabet hastasını anlamak şeker hastası deneyimine sahip olmamız anlamına gelmez. Dolayısıyla alkol bağımlısını anlamak ta ille içmeyi gerektiren bir tutuma bağlanamaz. Tersine ifadeyle, içmiyor olmak bağımlı hastaları dışlama ölçütü olamaz.
Sancı, ağrı, acı tıptan önce de vardı. Aslında tıbbi düşünceyi ve bizzat tıbbın kendisini bunlara borçluyuz. A. Rimbaud’ nun bildiğimiz ünlü şiirinde dile getirdiklerine bakın;*
“Ki orda mavilikte coşkular ve güneşin
Pırıltısı, ezgiler bir sönüp yanıyor
Telli sazlardan büyük, alkolden daha etkin
Aşkın acı kızıllıkları mayalanıyor”
Tıbbi donanımız anlamaya yetmiyor ve ille de ‘yaşayarak’ öğreneceksek, bilelimki alkolün acısıyla kıyaslanabilecek tek acı aşkın acısıdır.
Demek hala anlamayan var?
Ağrıyan, acıyan yerleri var mı, lütfen sorun. Belki de bir sancıdır sadece. Olsun, algoritmayı gözüne sokmayın ama yavaşça dokunmasına izin verin. İyi davranın. “Self-medikatif” insani bir reflekle alkol almaya kalkışırlarsa engelleyin. Nosiseptif yapıları bozulur yoksa….
* ESRİK GEMİ, DİZELER kitabında. Cumhuriyet Dünya Klasikleri(Sıra No 153) Erdoğan Alkan Çevirisi,2001