Ait Olmak Yok Olmak Mı Demektir?

Yayın Tarihi
19 Şubat 2026
Bu içeriği Yapay Zekâ ile özetleyin

Dünyada var olmak bir gerçekliktir. Söz konusu gerçeklik içsel dünyamızda duyumsadığımızda ben/kendim ifadesi ile yansır. Dış dünyamızda ise var oluşumuz doğa ile koşut seyreder. Dış dünyamızda var oluşumuzu nitelikli hale getiren toplumdur. Kişi ne kadar;

  • Özgülse, 
  • Özerkse,
  • Özgürse o kadar var olur. 

Varoluşu insanın yalnızca kendi ile değil toplumu ile kurduğu ilişkiyi de etkiler. İnsan varoluşu hem bireysel-ruhsal hem de çevresel-toplumsal diye tanımladığımız boyutları içerir. Bireysel-ruhsal ile çevresel-toplumsal olan aynı devamlılık süreci kapsamındadır. Bireyin var oluşunu işlevsel bir denge halinde sürdürebilmesi buna bağlıdır. Birey içine baktığı vakit iç gerçekliğini duyumsar. Buna öznellik adını veririz. Dışına baktığı vakit beş duyusu ile algıladığı ise onu kuşatan dış dünya gerçekliğidir. Nesnellik adını veririz. Birey kendi iç gerçekliğini ve parçası olduğu dış gerçekliği gözetir. Varlığı adına gözetmek zorundadır. İç ve dış gerçeklik arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. İnsan için varlığını sürdürebilmesi için bu etkileşimin belli bir denge içinde sürekli olması gerekir. Dış çevre gerçekliği denince bu yalnızca bizi çevreleyen fizik çevre yani doğa ile sınırlı değildir. Dış çevre gerçekliği dendiğinde parçası olduğumuz toplumu unutmamak gerekir. 

Toplum, insan topluluklarının yer aldığı derinliğe verdiğimiz isimdir. Toplum, insan topluluklarının örgütlü biçimde bir araya gelerek oluşturduğu büyük sistemin adıdır. Toplum, doğanın önemli bir katılımcısı ve tamamlayıcısıdır.  Toplum, katılımcı unsuru olduğu doğadan farklı yapılar içerir. Farklılık taşıyan bu yapılar genelde toplumsal kurumlar adını alır. Örneğin aile, bireyin içine doğduğu, temel iletişim ve etkileşim becerilerini bellediği ilk toplumsal kurumdur. Birey, başından itibaren toplumsal kurumların içinde var olmaktadır. Her kurum için o kurumu bağlayan ilkeler, o ilkelerden türeyen ödev ve görevler vardır. Birey, o kurumun bir parçası ise ya da parçası olmak istiyorsa o kurumun ilkelerinden doğan ödevlerini üstlenerek yerine getirmesi gerekmektedir. Birey ve toplum ilişkisi “karşılıklılık” esasına dayanır. Birey toplum ilişkisi basit bir ‘al gülüm, ver gülüm’ ilişkisi değildir. Bu ilişki birbirlerinin var olma hakkını tanıma ve kabullenmek esasına dayanır.

Büyümesi esnasında bireyde oluşan kendilik kavramı toplumsallık kavramı ile eşdeğer ve eşzamanlı olmak nitelikler olarak aynı gelişim sürecine işaret eder. Dolayısı ile hemen eriştiğimiz şu iki ön sonuç unutulmamalıdır: 

Randevunuzu Birlikte Oluşturalım

Size uygun uzmanı birlikte seçelim.

  • Bireysel özerklik, bireysel özgüllük ve kurumsal aidiyet uzlaşamaz değildir. 
  • Bireysel özgürlük –toplumsal var oluş ile bağdaşmaz değildir. 

Bireysel özerklik ve toplumsal aidiyet birlikte bir bütündür. Onların bir araya gelişi varoluşun -birey ve toplum devamlılığında tanımlı- büyük özgürlüğü anlatır.

İnsanların birbirleriyle ilişki içinde olmaları kalım için gereksinimdir. Bireyin bilgisi ve öğrenmesi toplumsal düzeydeki katkılarla ancak bir değere ulaşır, işlevsellik kazanır. Bireysel düzeydeki her kazanım aynı zamanda toplumun bir kazanımıdır. 

Bireyin yönü ve amacı belirli bir eylemlilik için istekli olması onun güdülenmesi (motivasyon kazanması) demektir. Güdüsü, toplumsal kimliğinin parçasıdır. Bu güdü onun rol ve ödevlerini tanımlar. Bireyin toplumsal aidiyeti için bu güdü gereklidir. Toplumsal aidiyetin öncesinde tamamlanması gereken husus temel ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bunlar olmadıkça ne gelişme olur ne de gerçek anlamda toplumsal aidiyet! Toplum, başlangıçta iktidar araçları ile bireyin temel gereksinmelerini karşılamak zorundadır.  

  • Temel gereksinimlerini karşılanmadığı,
  • Özerkliğin yok sayıldığı,
  • Bireysel farklılığın yoksandığı 

bir toplumda birey ne denli özgür hisseder? Varoluşunu sorgularsa nasıl bir yanıt bulacaktır? Bu iki olumsuzluk bir araya geldiğinde o bireyden toplumsal aidiyet adına ne beklenebilir? Bu koşullar altında aidiyet gerçekleşemez. 

Modern toplumda ahlak, evrensel ilkelerin tanımladığı bir insan değeridir. Birey toplum ilişkisinde belirleyici başlangıçta bu değerdir. Sonrasında rol ve ödevler gelir. Kamusal ödev bunların başında gelir. Kamusal ödevin günlük yaşamdaki yansıması aidiyet duygusudur. Aidiyet duygusu olmaksızın ne iş birliği olur ne de güç birliği gerçekleşir. Kamusal ödev insanda yarattığı bilinç aracılığı ile bir yandan onları özerk kılarken bir yandan da bireysel özgüllüklerini zenginleştirebilmelerine olanak tanımaktadır. Kişinin kendini geliştirip değiştirebilmesi ancak bu yolla mümkün olmaktadır. Başka sözcüklerle dile getirirsek aidiyet bireysel başlangıçlı toplumsal değişme için de gereklidir.

Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı DOĞAN

Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı DOĞAN

Bireysel Psikoterapi Uygulayıcısı ve Eğiticisi , Psikiyatri Profesörü

Üniversite: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi

Uzmanlık: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD (1976-1979), Londra Üniversitesi Bethlehem Royal ve Maudsley Hastaneleri Bağımlılık Psikiyatrisi (1981-1983), Londra Üniversitesi Institute of Psychiatry Erişkin Psikiyatrisi, Bireysel ve Grup Psikoterapisi (1981-1983)

Bölüm: Yetişkin Psikiyatrisi

Makaleleri

Madde Kullanımı ve Bağımlılığı

Bu içeriği Yapay Zekâ ile özetleyin ChatGPT Grok Perplexity Claude.ai Bağımlık Bir İlişki Türüdür Aslında Bağımlılık bir ilişki türü ve sürecidir. Bu…

Alkol Kullanımı ve Bağımlılığı

Bu içeriği Yapay Zekâ ile özetleyin ChatGPT Grok Perplexity Claude.ai Bu kısa rehber broşür önemli ancak yeterince ele alınmamış, iyice irdelenmemiş bir…

Sancım Var, Ağrım Acıyor

Bu içeriği Yapay Zekâ ile özetleyin ChatGPT Grok Perplexity Claude.ai Ressam Arkadaşım Niyazi Toptoprak için…. Alkol bağımlılığı sendromu bir tanı olmakla birlikte…