Doğum Sonrası Depresyon Nedir?
Anne olmak ve yeni bir cana hayat vermek son derece heyecan verici bir duygu olsa da bazı kadınlar, doğum sonrası depresyon gibi bir durumla karşı karşıya kalabilir. Yeni anne depresyonu olarak da bilinen bu durum, annelik hüznü adıyla da anılır. Tıbbi literatürde ise postpartum depresyon olarak söz konusu durumu adlandırmak mümkündür. Bu konu hakkındaki ayrıntılar, anne adayları tarafından merak edilir. Özellikle “Doğum sonrası depresyon kaç ay sürer?” sorusunun yanıtı merak edilen konulardan biridir. Ancak bu soruya net bir yanıt vermek mümkün değildir.
Her anne için postpartum depresyon süresi farklılık gösterir. Doğumdan sonraki ilk iki hafta depresyon görülmesi normal kabul edilse de daha uzun süreli bir depresyon durumunda psikolojik desteğe ihtiyaç vardır. Bazı kadınlarda hiçbir depresyon belirtisi ortaya çıkmayabilir ve daha keyifli bir süreç geçirmek mümkün olur.
Doğum sonrası depresyonu yakından tanımak için postpartum terimini incelemek gerekir. Postpartum, lohusalık teriminin tıbbi karşılığıdır. Bir kadın doğum yaptığı hatta hamile kaldığı andan itibaren hormon değişiklikleri yaşar. Ayrıca fiziksel değişim ve psikolojik değişiklikler de söz konusu olur. Değişen ruh halinin etkisiyle hafif düzeyde psikolojik sıkıntılar yaşanabileceği gibi ciddi bir ruhi bunalım da ortaya çıkabilir. Doğum sonrası depresyon olarak adlandırılan bu durumda, psikolojik desteğe ve aile desteğine ihtiyaç vardır.
Doğum Sonrası Depresyonun Belirtileri Nelerdir?
Doğum sonrası depresyon belirtileri her kadın için aynı olmayabilir. Belirtiler bazı annelerde daha şiddetliyken bazılarında daha hafiftir. Genellikle görülen belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:
- Anne, bebekle ilişki kurmakta güçlük çeker.
- Depresif bir ruh hali gelişir. Anne bir anda mutluyken aniden ağlamaya başlayabilir.
Bazı annelerde doğum sonrası mutsuzluk ve sürekli hüzün hali hâkimdir.
- Bebek bakımı ve kendi bireysel bakımı ile ilgilenmeyen anneler de vardır.
- Yemek yemek istememe ya da aşırı bir şekilde yemek yeme gibi durumlar gözlenebilir.
- Postpartum blues ve depresyon etkisiyle uyku problemleri baş gösterir. Uykusuzluk ya da aşırı uyku eğilimi meydana gelir.
- Sürekli bir halsizlik söz konusudur.
- Depresyonun ileri seviyede olduğu hastalarda bebeğe zarar verme eğilimi ortaya çıkar. Hasta, kendi kendine de zarar verebilir.
Doğum Sonrası Depresyonun Nedenleri
Perinatal depresyon nedenleri oldukça çeşitlidir. Hastanın içinde bulunduğu koşullardan kaynaklı olarak böyle bir psikolojik rahatsızlık ortaya çıkması muhtemeldir. Aynı zamanda anne olmanın getirdiği sorumluluğun ağırlığı da bu noktada etkilidir.
Örneğin emzirme ve depresyon arasında ilişki olabilir. Bebeğini emzirmekte zorlanan ve sık sık uykusuz kalan anneler, kendilerini psikolojik açıdan sıkıntılı hisseder. Emzirme sürecinde ailenin, eşin tavrı da önemlidir. Annede sürekli çocuğunu yeterli biçimde besleyemediği yönünde bir algı oluşturulursa depresyon tetiklenir.
Hormonal değişimler depresyonun ortaya çıkmasına yol açabilir. Özellikle hamilelikte yükselen tiroid hormonunun doğum sonrasında düşüşe geçmesi ve depresif bir etki yaratması muhtemeldir. Genetik yatkınlık, doğum sonrası depresyon ihtimalini artırır. Ayrıca annenin kendini yetersiz hissetmesi, ailesinden gereken desteği alamaması gibi durumlar da depresyonun gelişmesinde etkilidir. İstenmeyen bir gebelik sonrasında depresyon gelişme ihtimali daha fazladır. Yeni bir bebek sahibi olmanın yükümlülüğünü karşılayamama korkusu da ihtimali artırır.
Doğum Sonrası Depresyon Tedavi Yöntemleri
Doğum sonrası depresyon tedavisi, her hastanın durumu değerlendirildikten sonra planlanan bir süreçtir. Psikoterapi, en yaygın tercih edilen yöntemdir. Aynı zamanda antidepresan ilaçlar da gerekli durumlarda kullanılır.
Postpartum depresyon testi için Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği gibi özel testler kullanılır. Bu sayede doğum sonrası depresyon tedavisi için doğru bir planlama yapılır. Psikolojik destek, hastanın durumu iyileşene kadar devam etmelidir. Psikoterapi sürecinde bebeğin durumu da takip edilmelidir. Tedavi sürecinin doğru planlanması, bebeğin anne sütünden mahrum kalmaması açısından önemlidir. İleri seviye vakalarda hastaneye yatış gerekebilir.
Doğum Sonrası Depresyonu Önlemek İçin İpuçları
Doğum sonrası depresyonla başa çıkma yöntemlerini deneyerek bu süreci daha rahat atlatabilirsiniz. Hafif belirtilerin söz konusu olması halinde süreci kendi kendinize yönetebilirsiniz. Ancak ciddi belirtiler yaşıyorsanız mutlaka psikolojik destek almalısınız.
Doğum sonrası depresyon ve emzirme süreci bir araya geldiğinde zorluklar artar. Ayrıca bebeğinizin bakımıyla tek başınıza ilgilenmek de bir hayli zordur. Bu nedenle imkânınız varsa mutlaka ailenizden ya da profesyonel bakıcılardan destek almalısınız.
Doğum sonrası depresyon ve aile desteği arasında önemli bir bağ vardır. Aileniz size ne denli destek olursa o kadar kolay bu zor süreci atlatırsınız. Aile desteği gören kadınlar, yeni anne olmanın yol açtığı fiziksel güçlükleri de daha kolay atlatır. Özellikle eş desteğinin olması, annenin işini büyük ölçüde kolaylaştırır.
Babalar ve Doğum Sonrası Depresyon
Doğum sonrası depresyon ve babaların eşlerine karşı tutumları arasında belli bir ilişki vardır. Eşine karşı anlayışlı olan ve bebek bakımı konusunda eşine destek olan babalar, sürecin kolay atlatılmasına yardımcı olur. Ancak bazen babalar da bebek sahibi olduktan sonra depresyona girebilir. Bunun yaşanmasında maddi imkânsızlık, tecrübesizlik gibi farklı durumlar etkilidir. Ayrıca daha önceden depresyon gibi psikolojik sorunlar yaşamış olan babalarda, bebek sahibi olduktan sonra da psikolojik problemler yaşanma ihtimali yüksektir.
Doğum Sonrası Depresyon ve Toplumsal Farkındalık
Doğum sonrası depresyon yaygın bir durumdur. Bu nedenle toplumun bilinçlendirilmesi son derece önemlidir. Özellikle depresyonun şımarıklık olarak algılanmaması, sürecin geçici olduğu ve normal bir durum olduğu konusunda ilk olarak babaları bilinçlendirmek gerekir. Aile büyükleri de gerekli durumlarda aile hekimleri ve psikologlar aracılığıyla bilgilendirilmelidir.
Toplumsal farkındalık oluşması açısından ünlü ve toplum tarafından sevilen insanların tecrübelerini paylaşması önemlidir. Doğum sonrası depresyon yaşayan ünlülerin sayısı bir hayli fazladır. Hollywood’ un ünlü isimlerinden Gwneth Paltrow, yaşadığı depresyon sürecini bir röportaj sırasında anlatmıştır. Ünlü ismin anlattıklarına göre kendisi, depresyonda olduğunu kabul etmemiş ve eşine sürekli iyi olduğunu söylemiştir. Bu süreçte sürekli ağladığını ve kendisini başarısız hissettiğini de ifade etmiştir.
Sesiyle tüm dünyayı büyüleyen Adele de doğum sonrası depresyon yaşayanlar arasındadır. Adele, oğlunu çok sevmesine rağmen istediği hiçbir şeyi yapamamanın kendisini zorladığını belirtmiştir. Galler Prensesi Kate Middleton sürecin etkilerini cesurca dile getirenlerden biridir. Prenses özellikle duygu karmaşıklığı ve önceliğin annelik olması gibi durumlardan bahsederek, anne olmanın güzel bir o kadar zor bir süreç olduğuna değinmiştir.
Türkiye’ de bu konuya değinen hatta süreçle alakalı bir kitap yazan isim Elif Şafak’ tır. Dünya çapında ünlü bir yazar olan Elif Şafak, anneliğin her zaman romantik ve ışıltılı bir süreç olmadığına röportajında değinmiştir. Yazar, Siyah Süt adlı kitabında kızını doğurduktan sonra girdiği depresyonu ve aylarca yazı yazamamasını anlatır.
Post partum depresyonu annenin doğumu takip eden haftalarda üzgün, ağlamaklı, yorgun tükenmiş, kaygılı hissetmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu belirtiler giderek şiddetlenerek yeme uyku düzeninde bozulmalara, annenin bebeğinden uzaklaşmasına yol açabilir. Post partum depresyonu geçiren çoğu anne bebeğini görmek istemediğini, onu kucaklayacak kadar gücü kendinde bulamadığını ya da bebeğine sıklıkla sinirlendiğini fark etmektedir.
Nadir olmakla birlikte babalarda da görülen bu depresyon türü, güzel ancak belirsizliklerle dolu bir yaşam olayı karşısında gösterilen bir bocalama tepkisinden daha ciddi bir tablodur.
Doğum olayı, beyin kimyasında ve hormonlarda yarattığı çalkalanmanın yanı sıra bilinçaltında bastırılan pek çok olumsuz deneyimi aktif edecek kadar da kuvvetlidir. Bu nedenle psikiyatrik tedavi sürecine mutlaka psikoterapinin eşlik etmesi gerekir.
Gelişim kuramlarına göre insan gelişiminin gerektirdiği her bir evreyi ne kadar doyumla tamamlarsa diğer evreye geçmesi o kadar kolaylaşır. Örneğin öğrencilik döneminde eğlenmeyi de akademik doyumu da yeteri kadar yakalayabilmiş bir öğrenci yetişkinlik rolüne geçtiğinde öğrencilik rolüyle vedalaşmakta çok fazla zorluk çekmez, kendine doyum sağlayacak farklı alanlar aktiviteler bulmakta daha yaratıcı olur. Benzer şekilde annelik de bir kadının bilinçaltında önceki gelişim evrelerinin muhakemesini yaptığı dönüm noktasıdır. Çeşitli nedenlerle küçük yaşlardan itibaren çok fazla sorumluluk yüklenmiş, çocukluğunu yeterince yaşayamamış kadınlar için annelik keyifli, gurur verici, eğlenceli bir deneyim yerine sadece toplumun omuzlarına yüklediği başka bir sorumluluktan ibaret görülebilir. Bu sorumluluğu mükemmel bir şekilde yerine getirmeye çalışan bir kadın hatalarını hoş göremez, bebeğiyle anı yaşamak yerine sürekli sonraki adımları düşünür ve doğallığını kaybeder. Bu duruma annenin olumsuz çocukluk deneyimlerinin bilinçaltında aktive olması da diyebiliriz. Doğum olayı en nihayetinde beraberinde bir dolu belirsizlik getirmektedir bu belirsizlik bazı anneler tarafından öğrenmek keşfetmek için bir fırsattan ziyade başarısızlıkla sonuçlanabilecek bir tehdit olarak yorumlanabilir. Özellikle benlik algısı düşük olan kadınların doğum sonrasında bebeğe bir zarar vermekten aşırı derecede korkmaları sık rastlanılan ancak üzüntü hissinin kaygı ile yer değiştirdiği bir Post partum depresyonu tablosudur.
Yapılan çalışmalar post partum depresyon için en önemli değişkenlerden birinin algılanan sosyal destek olduğunu göstermektedir. Babanın ya da diğer akrabaların bütün ilgisinin birden bebeğe kayması, annenin halen nekahet döneminde olduğunun unutulması, fiziksel ağrıları acıları varsa bebeğin sevinciyle birden bunları unutmasının beklenmesi dokuz ay boyunca el üstünde tutulan annenin ikinci planda hissetmesine ve var olan sıkıntılarının kronikleşmesine yol açabilir. Yapılan çalışmalar anneye anlamlı gelecek biçimde verilen sosyal desteğin hipotalamustarafından algılandığını ve mutluluk hormonu olan endorfinin salgılanışını arttırdığını göstermektedir. Ancak çoğu akraba ve yakınlar yeni anneye nasıl bir yardıma ihtiyaç duyduğunu sormak yerine bazı gelenekleri dayatma yoluna gitmektedir, bu nedenle sosyal desteğin loğusa evine misafir doldurmak olmadığı unutulmamalıdır, eğer istiyorsa annenin yalnız kalma isteğine saygı gösterebilmek de bir destek türü olabilir. Bu aşamada annenin fiziksel veya manevi olarak en çok yanında olmasını istediği kişi eşidir.
Özellikle dokuz ay boyunca geçirdiği değişimlere bağlı olarak annelerin çoğu eşleri tarafından hala çekici bulunduğunu, beğenildiğini hissetmek ve doğrudan duymak isterler. Bu aşamada eşlerin sözel becerilerini arttırmaları ve olumlu duygularını çekinmeden ifade etmeleri faydalı olabilir. Bazı kuramcılara göre annenin karnında ılık, karanlık, korumalı, sakin bir ortamda yaşayan bir bebek için sonsuz uyaranın olduğu dünyamıza gelmek travmatik bir deneyimdir. Ve bebeği yeni geldiği yerin önce bulunduğu yere göre daha cazip olduğuna ikna etme görevi ( wellcoming) ebeveynlere düşmektedir. Bu nedenle annenin utanma veya suçluluk duyguları nedeniyle hislerini etrafındakilerle paylaşmaması tedavisi mümkün bir sıkıntının patolojik hal almasıyla ve anne bebek bağı için çok önemli olan ilk bir yılın iyi değerlendirilememesiyle sonuçlanabilir.
PDR için belirtilen risk faktörleri kültürden kültüre değişmekle birlikte istenmeyen gebeliklerde, tek ebeveynlikte, karı koca ilişkisinin zayıf olduğu durumlarda, annenin depresyon geçmişi varsa, sigara içen annelerde, sosyal desteği yetersiz olan annelerde daha sık görülmektedir. Annenin bebeğini emzirmesine bir engeli bulunması ve bebeğin mizaç problemlerinin olması ( sürekli ağlaması ya da hiç uyumaması gibi) da depresyonu tetikleyebilecek faktörler arasındadır. Yine de bu maddelerden hiçbirinin PPD için tek başına yeterli olmadığı unutulmamalıdır. Sonuç olarak annelik getirdiği yeni ve keyifli deneyimlerle birlikte fizyolojik ve duygusal olarak bir dolu problem çözme becerisi gerektirmektedir. Kendi çocukluklarında böyle bir repertuara sahip olmayan anneler için bu durum çok daha zorlayıcıdır.
Anne ve bebeğin ilişkisi, ilk aylarda anneye olan ihtiyacın çok yoğun olması nedeniyle çok önemli olduğundan bu bahsettiğimiz belirtilerin giderek şiddetlendiği durumlarda gecikmeden bir psikiyatri merkezine başvurulmalıdır.
Kaynaklar
https://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=191
https://www.elle.com/uk/life-and-culture/culture/g38824626/celebrities-postpartum-depression/