Bir önceki yayında da bahsettiğimiz gibi uzun bir süre boyunca psikoloji ve psikiyatri eşcinselliği bir hastalık olarak gördü.. Bu yüzden de çalışmalar LGBTI+ları nasıl düzeltebileceklerine odaklandı. Bu yöntemlerden biri onarım ya da dönüşüm terapisi denen uygulama oldu. Bu zararlı uygulama heteroseksüelliğin doğal, normal olduğu eşcinsellik biseksüellik ve trans olmanın hastalık olduğu varsayımına dayanır. Ve bazı uygulamalarla kişinin cinsel yönelimini değiştirmeyi hedefler. Biliyoruz ki 70’lerden itibaren hastalık tanı kriterlerinin bulunduğu kitaplardan eşcinsellik ve biseksüellik çıkarıldı. Hem dünyada hem de ülkemizde ruh sağlığı örgütleri eşcinselliği ve biseksüelliği bir cinsel yönelim olarak tanımladı ve aksi pratikler etik ihlali olarak görüldü. Peki Bu değişim bu kadar eskiye dayanıyorken neden hala onarım terapisi gibi bilimdışı yöntemler uygulanmakta. Bu yöntemi uygulayan sözde ruh sağlığı çalışanları elektroşok veya ilaç tedavisi gibi yöntemleri uygulamadıklarını sadece konuşma tedavisi ve davranışsal müdahalelerle eşcinselliği değiştirebileceğini iddia ediyor ve bunun hastanın onayı ve talebiyle yapıldığını söyleyerek meşrulaştırıyorlar. Fakat tam da bu baskı ve ayrımcılıktan dolayı günlük hayatında birçok sorunla karşılaşan ve bu sorunlarla baş etmekte zorlanan ya da heteroseksist bir toplumun parçası olarak içselleştirilmiş homofobiye sahip olabilen LGBTİ+’lar ve ailelerinin yardım arayışı bu etik dışı uygulamalarla sömürülmekte. Yapılan bilimsel çalışmalar Bu uygulamanın cinsel yönelimi değiştirmediğini, cinsel davranışları baskılayarak kişinin kendini tanıma sürecine engel olduğunu ve ciddi psikolojik hasarlara neden olduğunu göstermiştir. Cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimi değiştirmeye odaklı bu yaklaşımlar kişilerde, özsaygılarında düşüşe, sosyal ilişkilerinin bozulmasına, cinsel istek kaybına, depresyon ve anksiyeteye, travma sonrası tepkilere ve intihar girişimlerine sebep olmaktadır.
Özellikle heteroseksist bir toplumda çocuklarının cinsel yönelimiyle ilgili endişeleri olan ebeveynler bu yöntemi uygulayan sözde ruh sağlığı uzmanlarına başvurabilmekte ve bu kişiler ailelere çocuğun hemcinsiyle daha çok vakit geçirmesi ve rol model olması veya örneğin maskülen bir seçim yaptığında ödüllendirilmesi gibi hiçbir dayanağı olmayan yönlendirmeler yapmaktadır.
(Amerikan Psikoloji Derneği)’nın 2009’da yayınladığı rapora göre bu uygulamalara maruz kalan çocuklar suçluluk, utanç, umutsuzluk duyguları, onaylanmama/ reddedilme korkusu ve intihar eğilimi gibi sorunlar yaşıyor. Çocuklar ve ergenlerin ailelerine duygusal ve fiziksel olarak bağımlı olduklarını ve bilişsel ve duygusal gelişimlerini düşündüğümüzde onarım terapisi gibi uygulamalardan daha çok zarar göreceklerini düşünebiliriz. Bu bağlamda ailelerin bilgilendirilmesi büyük önem taşır.
Peki LGBTI+’ların ideal bir psikoterapi süreci nasıl olmalıdır.
Öncelikle psikoterapi hizmetine başvuran her LGBTI+’nın muhakkak cinsel yönelim ve ya cinsiyet kimliğiyle ilgili bir sorun yaşadığı için başvurduğu varsayımında bulunmamak fakat heteroseksist bir toplumda karşılaştığı ayrımcılığın iş hayatı, sosyal ilişkileri ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri de göz ardı etmemek önemlidir.
Elbette ki danışanlar toplumsal baskı nedeniyle yaşadıkları zorluklardan dolayı onarım terapisi gibi bir taleple psikologlara başvuruyor olabilir.. Terapinin amacının kişinin cinsel yöneliminin ne olduğunu ya da ne olacağını belirlemek olmadığını danışana ifade etmek ve bunun bir süreç olarak değerlendirilip terapinin de bu yolculuğa eşlik edebileceğini belirtmek değerli olacaktır.
Ruh sağlığı uzmanları olarak biz de heteroseksist bir toplumda yaşadığımızı unutmadan, önyargılarımızı fark ederek heteronormative bir dilden uzak durmaya çalışmalıyız. . Örnek olarak “erkek arkadaşınız var mı? gibi bir soru yerine bir partneriniz var mı diye sorabiliriz.
Bu sadece LGBTI+ danışanlar için değil tüm görüşmelerimiz için gereklidir. Çünkü danışanlarımızın cinsel yönelimlerini ve cinsiyet kimliklerini bilemeyiz.
Danışanların kendileri tanıma süreçlerinde çeşitli cinsel deneyimler olabilir. Psikoterapistler olarak bunu ahlaki bir yönden eleştirmek, durdurmak gibi bir rolü yoktur. Fakat riskli davranışlar gördüğümüzde bunu danışanla paylaşabilir ve üzerine beraberce düşünebiliriz.