Orta Yaş Krizi

Dünya Sağlık Örgütü 45-59 yaş aralığını orta yaş olarak tanımlamaktadır. Ancak orta yaş kültürlere ve sosyo-ekonomik duruma göre değişiklik göstermektedir. Modern dünyada yaşam sürelerinin artmasına bağlı olarak yaşam evreleri ve bu evrelere ait yaşam ödevlerini yerine getirme yaşları da değişmektedir.Orta yaş yetişkinliğe özgü sorumlulukları yerine getirme, birey olarak eşiyle özdeşleşme, bu yaşların getirdiği değişiklikleri kabullenme ve buna uyum sağlama, belirli bir ekonomik yaşam düzeyine ulaşma ve sürdürme yaşam ödevlerini içeren bir dönemdir. 20’li yaşlar da evlenen insanlar 40’lı yaşlarda bu ödevleri yerine getirebilirken,  30’lu yaşlar evlenip sonrasında çocuk sahibi olan kişilerin bu ödevleri yerine getirme zamanları daha geç olmaktadır.

Orta yaşlarda hem kadınlarda hem de erkeklerde fiziksel değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler hem görünür hem de görünmez olmaktadır.  saç, cilt gibi dış görünüşten biyokimya sonuçlarına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içeren değişikliklerin bir sonucu olarak ihtiyaçlarda da farklılıklar görülmektedir. Bedenimizle olan ilişkimizdeki bu değişimler yediklerimize, içtiklerimize, uykumuza, fiziksel aktivitelerimize ve insan ilişkilerimize yansımaktadır. Bedenimiz bize alışık olmadığımız belirtilerle farklı şeyler söylemektedir.  Bunların anlaşılmasında zorluk yaşanması ve yanlış yorumlamalar yapma olasılığı yüksektir. Bazen bu bile çeşitli telaşlara yol açmaktadır.

Bu telaşlar bizim bedenimize daha yakından bakmamız ve ilgilenmemiz için bir vesile olabilir aslında. Kendimizle bedenimizle ilgilenmeyi bırakalı uzun zaman olmuş olabilir. Bu yaşlara gelinceye kadar çocuklar, işimiz, geleceğe yönelik yatırımlar ve bunların getirdiği kısıtlamalar nedeniyle kendimizle, bedenimizle yani ne hissettiğimizle ve ne istediğimizle ilgilenmeyi bir kenara bırakmış oluruz. Farkında olmadığımız bu durumla karşılaşıp kendimizi ne kadar uzun zamandır ihmal ettiğimizi anlarız.  Bu da psikolojik olarak bizi yeni bir evreye taşır.

Bu evrede hem evliliğimizde hem işimizde hem de sosyal rollerimizde yeni dönemler başlar. Artık çocuklarımız büyümüş kendi yollarında ilerlerken bizim için de emeklilik dönemi başlar.  Burada yaşanan değişikliklerin yansıdığı en önemli alanlardan biri de evlilik ve eş ilişkimizdir. Bu ilişkide tekrar eşimizle baş başa kalmak, evliliğimizin başında yaşadığımız ve ebeveynlik görevleriyle ara verdiğimiz sorunların devamıyla tekrar karşılaşmak az rastlanır bir durum değildir. Yeniden karı-kocalık ilişkisine dönmek hem kendimiz hem de eşimiz için şaşırtıcı ya da anlaşılmaz yanlar ortaya çıkartmaktadır.

Bu yanlara bakıldığında eşlerin davranışlarında değişiklikler görülmektedir. Kadın ve erkek eşin kendine yönelik ilgisi, fark edilme konusundaki ihtiyaçlar ve beklentiler artabilir. Özel ilgi beklentisi yükselir ve ön plana çıkabilir. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ya da fark edilmediğinde başka ilişkilere yönelme olabilir. Bunda toplumsal görevlerimizin bir anlamda tamamlanmış olması, bu kimliklerimizin önemini yitirmesi de bir etkendir.

Bu ihtiyaçların ortaya çıkmasında önemli yaşam olaylarının biri de bu dönemde yaşadığımız kayıplardır. Özellikle ebeveyn kayıplarının sıklıkla yaşandığı zamanlardır. Bu kayıplar karşısında hissedilen duygular hayata bakışımızı da etkiler niteliktedir. Bir yandan ana-baba kayıpları evlatlık görevlerimizi bitirirken, bir yandan da kendi geldiğimiz dönemi hatırlatır. Toplumun ne dediğinden çok “Ben ne istiyorum” düşüncelerinin ön plana çıkarmaktadır. Yaşadığımız kayıplarla yaşam tanıklarımızı kaybederiz. Bu da yalnızlaşma hissi uyandırır. Yaşam tanıklarımızı kaybetmek daha önce yaşamadığımız bir acıdır. Bu acı yakın ilişkilerimize yansır ve farklı beklentilerin oluşmasına neden olur. Ortak görevlerden çok duygusal ihtiyaçların anlaşılması ve karşılanması beklenmektedir.

Biz bu yaşamda ne yaptık? Bunları kimler gördü, anladı ve ne kadar değerli buluyor? Bize bir öteki lazımdır. Bu öteki tarafından anlaşılmak, duygularımızı anlatabilmek ve paylaşabilmek ihtiyacı önem kazanır.

Pek çok alanda yaşanan bu değişimler ve bunların anlamlandırılmasında yaşanan zorluklar bizi bir krizle karşı karşıya bırakmaktadır. Krizi bir alt-üst olma hali ya da eski düzenin bozulması şeklinde tanımlarsak, bu durum bizim için sıkıntılar içermekle birlikte yaşam tecrübemizi kullanabileceğimiz, daha kaliteli ve doyumlu bir yaşam biçimi geliştirebileceğimiz bir fırsat olarak da değerlendirilebilir.

Bunu yapabilmek için gerekli olan her şey aslında o güne kadar getirdiğimiz ve çok zengin bilgilerle donatılmış hayatımızın içinde saklıdır ve bizim tarafımızdan fark edilip, kullanılmayı bekler

Comments for this post are closed.
Özgüven Eksikliği Nedir Nasıl Oluşur

Özgüven Eksikliği Nedir, Nasıl Oluşur?

Özgüven Hareketleri Önce, Özgüven Hissi Sonra Gelir! Özgüven, kişinin hayatında iletişim kurma ve kendini ifade …

Anne Olmak

Anne Olmak

Anne olmak, insan yaşamında bütün duyguları aynı anda yaşatabilen en özel süreçtir. Birçok kadın bu süreci planlayıp …

Evlilikten mi Kendimizden mi Korkar Olduk

Evlilikten mi Kendimizden mi Korkar Olduk?

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de son yılda evlenme oranı yüzde on gibi ciddi bir düşüşte. Yıllar önce …