Kategori: blog

Kanser

Kanser ölümü ve yaşam üzerindeki kontrolün sınırlılığını sembolize eden kronik bir hastalıktır. Devamı

Hiç Büyümeyen Mutsuz Bir Çocuk : Peter Sellers

Sinema salonuna girdiğimiz andan itibaren 7. sanatın büyülü atmosferi içerisinde yeni bir dünyaya adım atmış oluruz. Salonun kapısında günlük yaşam kavgaları geride kalır ve koltuğa oturup, film başladığı andan itibaren, bambaşka hayatların içinde buluruz kendimizi. Kendi yaşantımızda zengin, fakir, aşık ya da nefret dolu olabiliriz bunun bir önemi yoktur, o koltukta oturduğumuz sürece artık beyaz perdedeki karakter ‘Kim’ ise ‘O’ oluruz. O karakterle sevinir, üzülür, aşık olur ya da nefret ederiz. Devamı

Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Tedavisi Nasıldır?

‘Depresyon’  terimi gündelik hayatta en çok kullanılan tıp terimlerinden biridir,  bu sebepledir ki; bir çok yanlış anlaşılma ve yanlış inanışın konusu olmuştur.   Hemen hemen herkesin hayatının bir döneminde ağzından : ‘ Bu aralar depresyondayım.’ cümlesini duymak kuvvetle muhtemeldir. Peki acaba her üzgün hissetme hali, her keyifsizlik,  depresyon mudur? Depresyon nedir?  Ne değildir?  Nasıl tedavi edilir? Bu soruların cevaplarına beraber bakalım: Devamı

Bir Psikiyatristin Nefret Günlüğü

Şehrin beti benzi atmış hastalıklı rengi, insanın içindeki yaşama isteğini azaltıyordu. Aslında dışarıdan gelenler kasvetli havanın bu şehre çok yakıştığını söylerler. Burada yaşayanlar için çok da fark etmiyor aslında. Her gün, birbirinin aynı hayatlarından, şikayet etmeden günü akşam ediyorlar. Benim de farklı geçmiyor günlerim senin yokluğunda. Devamı

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

Psikoterapi; bireylerin, bilişsel, duygusal ve davranışlar sorunlarının, bu konuda eğitim almış bir profesyonel eşliğinde sözel görüşmeler yoluyla çözümünü ve bireylerin ruh sağlıklarının korunmasını ve geliştirilmesini amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Psikiyatri tarihi boyunca çeşitli dönemlerde o dönemin şartlarına göre şekillenmiş değişik psikoterapi türleri geliştirilmiştir. Bütüncül, dinamik, , bilişsel davranışçı, varoluşçu, Geştalt ve kişilerarası psikoterapi, psikoterapi türlerinin başlıcalarıdır.

Devamı

Bağlanmanın Psikolojisi “Ben Sensiz Yaşayamam”

Ben onsuz yaşayamam, biz birbirimizi tamamlıyoruz, o olmadan eksiğim, onun olmadığı bir dünya düşünemem… Günlük yaşantımızda hepimizin duyduğu ya da bizzat söylediği, kulağa sempatik ve romantik sevgi sözcükleri olarak gelen bu ifadeler aslında o kadar da masum olmayabilir. ‘Sensiz bir hiçim’ den ‘ya benimsin ya kara toprağın’ a kadar uzanan yelpazede bu cümleler bir ucunda özkıyım bir ucunda cinayet olan tehlikeli bir tahterevallinin oturakları olabilir.
Devamı

Duygusal Yeme - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Duygusal Yeme

İnsanın dinamik bir biçimde etkileşen bio-fiziksel, psikolojik, bilişsel ve sosyal alt sistemlerin oluşturduğu bir bütündür. Bu sistemlerden herhangi.. Devamı

Psikolog Olmak - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Psikolog Olmak

Psikologsanız eğer insanlar sizden çok şey bekler, sanırlar ki psikologların sinirleri alınmıştır, yaşamlarındaki her sorunu tereyağından kıl çeker.. Devamı

Karne - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Karne

Bu ay yaklaşık 15 milyon öğrenci yarı yıl karnelerini aldılar. Bazıları sevinç ve gururlarını verilen hediyelerle pekiştirirken bazıları hayal kırıklığı, azarlanma, tehdit ve.. Devamı

Terapi Nedir

Terapi Nedir?

Terapi nedir? sorusu sorulduğunda pek çok insanın aklına filmlere konu olmuş şekilde divana uzanmış ve sürekli konuşan bir danışan/hasta ile hemen divanın başında duran, dinleyici konumunda bir doktor ya da psikolog gelir. Danışan, aklına geldiği şekilde anlatmaya devam ederken doktor ya da psikolog notlar alır, nadiren soru sorar ya da yorum yapar. İzlenen sahne, psikoterapi türlerinden biri olan Psikanaliz sahnesidir. Terapi ile en çok özdeşleştirilen bu sahne, psikodinamik yönelimli terapinin uygulama alanını içerir. Oysa günümüzde, psikanaliz dışında pek çok terapi türü kullanılmaktadır.

Psikoterapi Nedir?

Psikoterapi ya da yaygın kullanılan adıyla terapi, ruh sağlığı alanında uzmanlığını yapmış (psikiyatrist, psikolog) profesyoneller tarafından uygulanan; danışanın/hastanın düşünce, duygu ve davranış düzeyinde değişimini amaçlayan, farkındalığı arttırmak ve ihtiyaç duyulan değişimi gerçekleştirmek üzere kişinin yaşamındaki bir tür keşif sürecidir. Bu keşif sürecinde psikoterapist, danışana eşlik eder ve ihtiyaç duyduğu değişimi gerçekleştirmesi destek olur.

İçgörü, psikoterapi sürecinde yeni bir bakış açısı kazanma ile ilgili en önemli terimlerden biridir. Bireyin içinde bulunduğu sürece ve yolunda gitmeyen kısımlara dair farkındalığı; düşünce, duygu, davranışları arasındaki bağlantıyı kurabilmesi ve değişime dair motivasyonu içerir.

Psikoterapi, etkililiği bilimsel araştırmalarca kanıtlanmış araç ve yöntemleri kullanarak bireyin hayatında farkındalık oluşturmaya ve sorunların çözümüne dair müdahaleleri içeren ilişki kurma sanatıdır.

Psikoterapist Kimdir?

Psikoterapist ya da yaygın kullanılan adıyla terapist, ilgili olduğu psikoterapi türü ile ilgili uzun eğitimlerden geçmiş, ilgili terapi türünü kuramsal ve teorik olarak bilen, terapi eğitimiyle ilgili süpervizyon almış ve terapi içerisinde kullanılan teknik ve yöntemleri uygulama yetkinliğine sahip ruh sağlığı uzmanıdır.

Psikoterapi eğitimleri uzun soluklu eğitimlerdir. Bazıları 3-4 yıl boyunca devam eden eğitimleri içerir. Psikoloji lisans eğitimi üzerine klinik psikoloji alanında yüksek lisans yapmış bireyler, uzmanlık süreci boyunca çeşitli terapi ekollerini öğrenerek mezun olurlar. Ardından ilgi duyulan terapi türündeki uzmanlıklarını desteklemek amacıyla örgün olmayan eğitim/enstitü ve kuruluşlardan terapi eğitimleri almaya devam ederler. Bu uzun soluklu yolculuk hem uzmanın hem de danışanın yüksek yararı için sürdürülen oldukça meşakkatli bir süreci içerir. Bu sebeple ilgili terapi türünü uygulama yeterliğine sahip uzmanlardan terapi hizmeti almak fayda sağlayabilmek adına oldukça önemlidir.

Psikoterapiye Ne Kadar Süre Devam Edilmelidir?

Pek çok birey, psikoterapiye başladığında ne kadar süreceğini merak eder ve yine pek çok birey hemen sonuç almak ister. Çoğunlukla ilk seansta hemen öneri alma ya da çözüm yolu bulma beklentisi ile başvurur; oysa ilk görüşme kişinin başvuru sebebiyle ilgili bilgi ve aile öyküsünün alındığı değerlendirme görüşmesidir. Modern tıpta kullanılan görüntüleme ve tahlil yöntemleri, psikoterapi sürecinde yerini testlere ve ölçeklere bırakır. Aynı zamanda klinik gözlem, bireyden/aileden alınan bilgi ve kullanılan farklı değerlendirme yöntemleri aracılığıyla kişinin başvuru sebebi ve yaşadığı zorluklar doğrultusunda ona yardımcı olacak uygun yöntem/teknikler keşfedilir. Her görüşme, kendi içinde bir tür değerlendirmeyi içerir; bu sebeple psikoterapi bir süreçtir ve görüşmelerin belirli/düzenli aralıklarla devamı oldukça önemlidir. Bireyin yaşamında yolunda gitmeyen kısımlara dair farkındalık oluşturması, içgörü kazanması ve çözüm yolları arayıp bunu hayatına geçirebilmesi için zamana ihtiyaç vardır.

Psikoterapiye devam süresi; bireyin ihtiyacı, temel yakınması ve kullanılan terapi türü doğrultusunda değişkenlik kazanır. Danışanın yaşı, içgörü düzeyi, yakınmanın içeriği, ne kadar zamandır devam ettiği, gönüllü olarak terapi sürecine başlayıp başlamadığı, ailedeki psikopatoloji öyküsü, kullanılan terapi yöntemi gibi pek çok değişken terapiye devam süresini şekillendirir.

Örneğin, Bilişsel Davranışçı Terapide öngörülen süre yaklaşık olarak 10-12 seans iken bazı dirençli olgularda (obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, kişilik bozuklukları, madde bağımlılığı, yeme bozukluğu gibi) bu süre uzayabilir. Psikanaliz gibi terapilerde ise birey, yıllarca devam edecek bir terapi sürecine adım atar.

Unutulmaması gereken en önemli husus şudur ki, psikoterapi her birey için biriciktir. Bireyin içgörüsü, farkındalığı, sorun alanı, sorunun devam etme süresi, aile öyküsü gibi etkenler psikoterapi için devam edilmesi gereken süreyi etkilemektedir.

Psikoterapinin Sonlanması

Psikoterapiye başlamak kadar bitirmek de bireyin hayatındaki önemli kararlardan birini oluşturur. Psikoterapiye başladıktan bir süre sonra danışan, gözle görülür şekilde olumlu değişimler fark edebilir ya da çevresi bu yönde geribildirim verebilir. İyilik hali yakalandığında pek çok danışan terapi sürecini sonlandırma eğilimindedir. Ancak uzman (psikolog, psikiyatrist) ve danışanın ortak kararıyla başlanan terapi sürecinin yine uzman ve danışanın ortak kararıyla sonlandırılması oldukça önemlidir. Bazı olgularda sorun alanıyla ilgili güçlüklerin geri döndüğü (relaps) gözlendiğinden kişinin gerçek anlamda sağaltımını sağlamak ve relapsı önlemek psikoterapinin amaçlarından biridir. Danışanın, terapi sonlandıktan sonra kendi kendinin terapisti olabilmesini sağlamak pek çok terapi türünün gayesini oluşturur. Kendi kendini terapisti olmak, bireyin yaşamında karşılaştığı güçlüklerle baş edebilmesi ve psikolojik iyilik halini koruyabilmesi anlamına gelir. Bu becerinin kazanımı için ise belirli bir zamana ihtiyaç vardır.

Psikoterapi Türleri Nelerdir?

Günümüzde kullanılan yüzden fazla terapi türü olduğu bilinmektedir. Ancak bunlardan yalnızca bazıları, etkililiği onaylanmış, kanıta dayalı yöntemleri oluşturur. Bireyin yaşadığı sorun, ne kadar süredir devam ettiği, içgörü düzeyi gibi değişkenler göz önünde bulundurulur ve bireye uygun terapi türü seçilerek hareket edilir. Aşağıda en sık kullanılan terapi türlerinden bazıları yer almaktadır:

Bilişsel Davranışçı Terapi

Günümüzde en sık kullanılan terapi türleri arasındadır. Temel olarak, düşünce tarzının değişimi amaçlanır. Olay-düşünce-duygu-davranış arasında bağ kurarak bireyin yaşamını olumsuz yönde etkileyen inanç tarzını değiştirmeye odaklanır. Görece kısa süreli ve hedef yönelimli bir terapi türüdür. Terapist ve danışanın bir ekip gibi ortak çalışmasını içerir. Süreç sonunda bireye, baş edebilme becerileri kazandırılır.

Şema Terapi

Günümüzde kullanım sıklığı artmaya başlayan bir diğer terapi türüdür. Erken çocukluk döneminde karşılanması gereken temel ihtiyaç alanlarından (temel güven, sevgi, şefkat, özerklik, oyun gibi) biri ya da birden fazlası karşılanmadığında “şema” adı verilen uyum bozucu inanç tarzının oluştuğu ve bireyin sonraki yaşamını olumsuz yönde etkilediği düşüncesini benimser. Terapi sürecinde, çekirdekleşmiş uyum bozucu şemalar ele alınır ve erken çocukluk döneminde karşılanmamış temel ihtiyaçlar üzerinden hareket edilir. Bu sayede bireyin kendine yardım edebilmesi ve işlevselliğini kazanması amaçlanır. Görece uzun soluklu bir terapi türüdür.

Aile/Çift Terapisi

Aileyi bir bütün olarak ele alır. Aile içindeki her birey, aile sistemini oluşturan parçalardan biridir. Aileler, yaşam boyu gelişim sürecinde çeşitli evrelerden geçerler, bu geçiş sürecinde gözlenen uyum güçlüğü; ailenin işlevini olumsuz yönde etkiler. Aile üyelerinden birinin ortaya çıkardığı semptom, aslında tüm ailenin semptomudur. Ailenin yaşadığı zorluk alanlarına müdahale ederek ailenin baş etme becerilerinin güçlenmesi amaçlanır. Bu sebeple tüm aile üyeleriyle bir arada görüşülür.

Psikodinamik Terapi

Haftada bir (bazen birden fazla) olmak üzere görüşmelerin sürdürüldüğü, uzun soluklu bir terapi türüdür. Serbest çağrışım gibi yöntemler kullanarak bilinçdışı çatışmaların, bireyin bugünkü yaşamı üzerindeki etkileri üzerinde durur. Bireyin farkındalığının artması ve bilinçdışı malzemenin bugünkü zihinsel süreçlerle bağının kurulması amaçlanır.

Varoluşçu Terapi

Varoluşçu psikoterapi; kendilik farkındalığı, bireyin hayatındaki anlam arayışı ve bu arayışın değişimine dair keşfi içeren bir psikoterapi türüdür. Görece uzun soluklu bir terapi türüdür.

Oyun Terapisi

Çocuklar, yeni öğrenmeleri ya da onları zorlayan yaşam olaylarını oyun sırasında işlemler. Koşulsuz olumlu kabul sınırları içerisinde çocuğun kendini özgürce ifade edebileceği bir terapi türüdür. Çocukluk döneminde gözlenen korku, kaygı ya da davranışlar güçlüklere müdahale alanında kullanılır. Çocuğun yaşı, sorun alanı doğrultusunda terapiye devam süresi değişmekle birlikte seanslar arası bağ kurabilmesi adına öngörülen görüşme sıklığı haftada bir (bazen birden fazla) olarak planlanmaktadır. Çocuğun, oyun aracılığıyla duygularını ifade edebilmesi, çatışmayı açığa çıkarabilmesi ve bu sayede sağaltım amaçlanır.

Grup Terapisi

Grup terapisi, bireysel psikoterapinin grup ile sürdürülen türünü içerir. Grup terapisinde bir ya da birden fazla psikoterapist sürece eşlik edebilir. Grup, yaklaşık olarak 5-15 kişiden oluşur ve belirli aralıklarla bir araya gelir. Herkesin yargılanmadan kendini ifade edebilmesi, başkaları yönelimli düşünebilme, benzer güçlük alanı ile ilgili yalnız olmadığını bilme ve empati kurabilme gibi kısımlar grup terapisinin önemli dinamiklerini oluşturur. Kaygı, bağımlılık ya da travma gibi farklı konularda grup bir araya gelebilir ve bireylerin yaşam becerilerini desteklemek amaçlanır.

Geştalt Terapi

Bireyin yaşamında bireyi merkeze koyarak bugünü anlamaya çalışan terapi türüdür. Kişinin onu olumsuz etkileyen ve mutsuz eden düşünce örüntüleri hakkında farkındalık kazanmasını amaçlar.

Yazar:

Uzm. Psk. Ayşenur Güngör

Metropol ile Barışmak - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Metropol ile Barışmak

Dışarıdan bakıldığında dünyanın en güzel doğal yapısına sahip bir şehirde yaşamak birçok insana cazip geliyor. Üstelik her türlü imkana ulaşılması an meselesi. Ancak bir de bu şehirde yaşayıp çalışanlara sormak lazım şehrin güzelliklerini. Devamı

Boşanma ve Çocuğunuz - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Boşanma ve Çocuğunuz

Boşanma, kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisidir. Ancak, boşanmanın onların gelişimlerini ciddi bir biçimde etkileyecek olması birkaç unsura bağlı olarak gelişir. Bu unsurlardan ilki; çocuğun anne babası ile ilişkisinde meydana gelebilecek değişikliklerin neler olduğudur. Devamı

Kıskançlık - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Kıskançlık

Kıskançlık her zaman aşkla birlikte doğar ancak aşkla birlikte ölmez… Tutku duygumuzun içinde, heyecanlandığımız diğer duygulara nazaran daha mutluyuzdur. (La Rochefoucauld) Partnerlerinin bağlılığından bir türlü emin olamayan kişiler için, hayatlarındaki odak noktası bu güvenceyi ele geçirmektir. İnsanlar partnerlerinin sevgi ve bağlılıklarından emin olduklarında, bu sevgiyi takdir etmemeye başlarlar. Kur yaparken bulunmadıkları taleplerde bulunurlar. Devamı

Çocuk ve Oyun

Çocukluğunuzu düşündüğünüzde aklınıza gelen özel anların büyük çoğunluğunu kaplamaz mı oyunlar? Körebeler, saklambaçlar, uzun eşekler ve niceleri. Sosyalleşmenin ilk adımları, kendimizi, kişiliğimizi kazanmanın en anlamlı yolu değil midir oyunlar? Oyunu nasıl tanımlarsınız? Her tanımın içinde “çocuk” kelimesi geçer değil mi? Devamı

Doğum Sonrası Ruhsal Durum

Doğum sonrasında ruhsal durum, gebelik ve doğum biyolojik ve hormonal değişikliklerin olduğu kadar, anne, bebek ve aile açısından uyum yapılması gereken yeni ve karmaşık bir dönemdir. Devamı

Stres Nedir Nasıl BaŞa Çıkılır

Stres Nedir? Nasıl Başa çıkılır?

Stres, uyum sağlanması ya da tepki verilmesi gerekli herhangi bir tehlike anında vücudun gösterdiği doğal bir reaksiyondur. Tehlikeyle ilgili gözlenen durum gerçek bir olay olabileceği gibi zihnin “tehlikeli olarak algıladığı” bir durum da olabilir. Kişiyi korumak adına ortaya çıkan stres tepkisi, çok fazla gözlendiğinde yaşam kalitesini ve bireyin işlevselliğini bozabilir. Gündelik yaşam içinde okul, ev, aile, iş ortamında pek çok yaşam olayı stres verici hale gelebilir. Bedensel, duygusal, düşünce ve davranış düzeyinde ortaya çıkan stres, yalnızca olumsuz yaşam olayları karşısında değil; iş ya da şehir değişikliği gibi uyum gerektiren herhangi durumda da gözlenebilir.

Gündelik yaşam olaylarının yanı sıra; travmatik yaşantılar söz konusu olduğunda, öncesinde yordanamayan ya da belirsizlik içeren durumlarda içsel çatışmalar ortaya çıkar ve bu da stres kaynağı haline gelir. Değişim ve bu değişime uyum gerektiren durumlarda, mevcut baş etme yöntemleri yetersiz kaldığında stres kaçınılmaz hale gelir.

Niçin Stres Yaşıyoruz?

Stres, çoğu zaman olumsuz bir durum olarak adlandırılmasına rağmen insan yaşamında oldukça hayati ve koruyucu bir anlama sahiptir. Vahşi bir yırtıcının üzerine doğru geldiğini gören kişinin vücudunda “alarm sistemi” devreye girer. Tehlike anında, sinir sistemi kortizol (stres hormonu) ve adrenalin hormonları salgılar. Bu hormonlar sayesinde beden “alarm konumuna” geçer. Kalp atımı hızlanır, kaslar gerilir, sıkılaşır, nefes alımı artar ve vücut tehlike karşısında savaşmaya hazır hale gelir. Sinir sisteminin verdiği bu tepki Savaş-Kaç tepkisi olarak adlandırılır ve otomatik olarak devreye girer. Hızlanan kan akışıyla kişi, hayatta kalmak adına savaşmak ya da kaçmak zorundadır. Ne var ki gündelik hayatta neredeyse hiç kimse vahşi bir yırtıcıyla karşı karşıya olmamasına rağmen sık sık kortizol ve adrenalin salınımı gerçekleşir, kaslar gerilir, kan akışı hızlanır, nefes alıp verme artar.

Beden ve zihin gündelik yaşamdaki olayların ne denli tehlike yarattığını ayırt etmekte zorlanır; içsel ya da dışsal tehlikeye dair sinyalleri aldığında “Savaş-Kaç” tepkisini devreye sokar. Bir terfi anında ya da teslim tarihi yaklaşmış bir işle alakalı olarak, vahşi bir yırtıcının yaklaşma anındaki gibi davranır. Dolayısıyla sık sık tetikte olması gerekir. Yaklaşan “tehlike karşısında” hayatta kalmak için bedensel, duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak alarm sistemini çalıştırır. Sürekli tetikte olmak ve tehlike ile baş etmeye çalışmak uzun vadede oldukça yorucu hale gelmeye başlar ve işlevselliği azaltır. Birey, rutin işlerini sürdüremez hale gelebilir. Hayati bir alarm sistemi, çok fazla kullanıldığında işlevi bozan ve psikolojik iyilik halini olumuz etkileyen bir konuma ulaşır.

Stresin Belirtileri Nelerdir?

Gündelik yaşamda pek çok konuda stresli durumla karşılaşılmasına rağmen; yine pek çok durumda kişi stres yaşadığının farkına varmayabilir. Çok sık tekrar ettiğinde birey bu duruma alışabilir, normal kabul edebilir ya da yaşadığı sorunları stresle ilişkilendirmeyebilir. Ancak stresin pek çok bedensel, duygusal, düşünsel/bilişsel ve davranışsal belirtisi vardır.

Bedensel belirtiler: Kalp çarpıntısı, ağrı ve yorgunluk hissi, kaslarda gerilme, nefes alıp verişte hızlanma, gastrointestinal sorunlar (kabızlık, ishal, mide ve bağırsak rahatsızlıkları), halsizlik, göğüs ağrısı, bulantı, baş dönmesi, sık hastalanmak, bağışıklık sisteminin zayıflaması, cinsel arzunun kaybı şeklinde gözlenebilir.

Duygusal belirtiler: İsteksizlik, eskiden zevk alınan şeylerden zevk alamamak, yalnız hissetmek, depresyon, mutsuz, keyifsiz hissetme, karamsarlık, bunalmışlık hissi, huzursuzluk, alınganlık, asabiyet, öfke patlamaları, kaygı bozukluğu şeklinde görülebilir.

Düşünsel/Bilişsel belirtiler: Unutkanlık, karar verme güçlüğü, sürekli endişeli hali, olayların olumsuz tarafına odaklanma, muhakeme becerilerinin zayıflaması, bellek problemleri, odaklanmada güçlük olarak gözlenebilir.

Davranışsal belirtiler: Uyku bozuklukları (çok uyumak, uykuya geçememek, uykunun bölünmesi gibi), iştah sorunları (aşırı yemek yeme ya da iştahsızlık), kaygı belirtisi davranışlar (tırnak yeme, saç yolma gibi), erteleme davranışı, bir işe başlayamamak ya da başlanan işi sürdürememek, insanlardan kendini soyutlamak, içe kapanmak, alkol ya da madde kullanımı şeklinde görülmektedir.

Stresin Nedenleri Nelerdir?

Yaşantı içerisinde pek çok faktör stres kaynağı olabilir. İş, okul, ev değişikliği, üniversiteye başlamak, okulu bitirmek, terfi gibi yaşam olaylarından sevilen kişinin kaybı, hastalık, doğal afetler, kaza gibi travmatik olaylara kadar pek çok etken, stres kaynağı olabilir. İlişkisel güçlükler, yoğun iş şartları, çocuk sahibi olmak, evlenmek, boşanmak, maddi zorluklar da stres yaratan yaşam olayları arasında yer alabilir. Ancak stres, her zaman çevresel faktörlerden kaynaklanmayabilir.

Kaygılı, karamsar bir mizaca sahip olmak, aşırı derecede edişe duymak, irrasyonel tarzda düşünce yapısında olmak da bireyin içsel stres tetikleyicileri arasında yer almaktadır. Belirsizliği tolere edememek, esneme becerisinin zayıf olması, mükemmeliyetçilik, ya hep-ya hiç tarzı düşünceler, kendilik değeriyle ilgili olumsuz algı, olumsuz yöndeki iç seslerin fazla olması (olmayacak, yapamayacaksın gibi) gibi durumlar da stresin içsel nedenleri arasında gözlenen faktörleri oluşturmaktadır.

Kronik Stresin Etkileri Nelerdir?

Stres, her zaman olumsuz sonuçlar yaratmaz. Belirli miktardaki stres, itici bir güçtür ve motivasyonu arttırır. Ancak süreğen şekilde strese maruz kalmak bir müddet sonra kronikleşir; bireyin hayatında yorgunluk ve aşırı yüklenmiş hissetme duygusu yaratır. Yaklaşan sınavlar, evle ilgili sorumluluklar, teslim tarihi gelen iş yükü gibi pek çok konu kronik stresi ortaya çıkarabilir. Çalışma prensibi gereği, bu denli yoğunluk gerektiren durumlarda zihin tetiklenir ve ortada gerçek bir tehlike varmışçasına hareket etmeye başlar. Bir tür alarm sistemi devreye girer ve özellikle bedensel olarak değişimler gözlenir. Kalp atım hızı artar, nefes alıp verme yoğunlaşabilir. Kronik olarak strese maruz kalınan durumlarda kaygı bozuklukları, depresyon, uyku sorunları, düşünce ve bellekle (unutkanlık gibi) ilgili klinik tablolar ortaya çıkabilir. Stres anında vücut, ortada bir tehdit varmışçasına hareket etmeye başlar; dolayısıyla beden harekete geçer. Yoğun ve kronik stres durumunda, bedenin alarm sistemini (Savaş-Kaç tepkisi) çalıştırmasıyla beraber otoimmün hastalıklar, kronik ağrılar, gastrointestinal sorunlar (reflü, ülser gibi), kardiyovasküler hastalıklar (kalp, tansiyon gibi), iştahsızlık, cilt sorunları (egzama, ürtiker/kurdeşen gibi) ortaya çıkabilir.

Stresle Baş Etme Yolları?

Stresten etkilenme düzeyini azaltabilmek için stresi neyin başlattığını keşfetmek oldukça önemlidir. Kaynağın anlaşılması, baş etme konusunda yöntem geliştirmeyi kolaylaştırır ve izlenecek yolun ilk adımını oluşturur. Stres belirtilerini tanımak ve bireyin stres anındaki farkındalığı bir diğer adımdır. Çok yoğun stres yaşandığı ve baş etmenin zorlaştığı durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından yardım almak oldukça kritiktir. Gerekli görüldüğü takdirde medikal tedavi başlanabilir. Psikoterapide ise stres kaynağını keşfedip baş etme yollarını güçlendirecek müdahalelerde bulunulur.

Stresle ilgili günlük kayıtlar tutmak (olay, başlatıcı, o sırada akıldan geçen düşünceler, duygu, davranış kaydı) farkındalığı arttıracaktır. Bu sayede tetikleyicilerin keşfi ve başlatıcıları tanımak mümkün hale gelir. Stres anında uygulanabilecek nefes ve gevşeme egzersizleri, bedendeki stres düzeyini azaltıp kontrol altına almayı kolaylaştırabilir. Psikoterapi uygulamalarında danışanlara nefes ve gevşeme egzersizleri öğretilerek stres anında bedensel olarak gevşemeyi öğrenmeleri amaçlanır. Aynı zamanda stresi tetikleyen olay-düşünce-duygu-davranış arasında bağ kurularak düşünce sisteminde değişim yaratılır.

Stresle baş etmek için fiziksel egzersiz, sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve dinlenme, insanlarla iletişim kurma, sosyal bağları sürdürme, geçmiş ya da geleceğe değil o ana odaklanma, anın tadını çıkarmaya çalışma ve gevşemeyi öğrenme uygulanabilecek yöntemlerin başında gelmektedir.

Stressiz Bir Hayat Mümkün mü?

Stres, insan hayatındaki itici güç ve motivasyon kaynağıdır. Hiç var olmadığında ya da aşırı düzeye ulaştığında işlevselliği bozar. Stresi; beceri ve yetenekleri desteklemek için yaratıcı bir güç olarak kullanmak stresin olumsuz etkilerini azaltacak ve yapılan işe odaklanmayı, gündelik rutini sağlıklı şekilde sürdürmeyi sağlayacaktır.

Evlilik, boşanma, sevilen kişinin kaybı, işsizlik, ebeveyn olmak, kayıp, yas süreci, yeni bir ilişkiye başlamak, ayrılık, hastalık, emeklilik gibi yaşam olaylarını ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi stressiz bir hayat da mümkün değildir. Bazı durumlarda bireyler, stresten uzaklaşmak için iş değiştirebilir, boşanabilir, ayrılabilir ya da yeni bir yere taşınabilir. Stresli durumdan kaçınmak, stresle baş etmenin bir yoludur ancak uzun vadede bir problem çözme yöntemine dönüştüğünde farklı sorunları beraberinde getirebilir. Çünkü her yeni ortam, uyum sağlama ve kendini uyarlama süreci açısından bir başka stres kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. İhtiyaç doğrultusunda stresi azaltmak adına yaşamda değişiklik yoluna gidilebilir. Ancak uzun vadede benzer yönde rahatsızlıkların yaşanmaması için stres oluşturan kaynakları tespit etmek ve baş etme yolları geliştirmek oldukça önemli ve psikolojik iyilik halini arttırma konusunda en anlamlı müdahale yoludur.

Aile ve sosyal çevrenin varlığı stresle baş etme yolunda oldukça önemli bir sağaltım aracıdır. Stresin yoğun olduğu durumlarda birey, yalnız kalmayı tercih edebilir ancak insanlarla vakit geçirmek ve sosyalleşmek oldukça koruyucu bir faktördür. Alınan kararlarda bireyin kendi yaşamıyla ilgili kontrol hissi oldukça önemli bir diğer değişkendir. Yaşanan olayları yorumlarken olumsuz atıfları azaltma, bireyi iyi hissettirmektedir. Duygularıyla baş etme becerisi ve kendilik farkındalığı yüksek, iyimser bireylerin görece daha az stres yaşadığı ve/veya stresle daha iyi baş ettiği bilinmektedir.

Uzm. Psk. Ayşenur Güngör

DEPRESYON

Depresyon tüm dünyada önemli bir sağlık sorunudur. Yaygınlığı giderek artmakta olan depresyon, kronikleşme riski, belirgin yeti yitimine neden olması, intihar ile sonuçlanma olasılığı, diğer tıbbi hastalıkların gidişini kötü etkilemesi açısından  Devamı

Aile İçi Şiddet

Dayak mı yiyorsunuz? Azarlanıyor musunuz? Size yasaklar mı konuluyor? Eski eşiniz tarafından rahatsız mı ediliyorsunuz? Cinsel ilişkiye mi zorlanıyorsunuz veya paranız zorla elinizden mi alınıyor? Tüm bunların sorumlusu nişanlınız, eşiniz, eski  Devamı

Çocuğum Benden Ayrılmak İstemiyor

Bebekler ona temel bakım veren kişi (bu genelde annedir) ile doğduğu ilk andan itibaren bir bağ geliştirir. Bebekler ilk aylarında annelerine olan bağlılığını gülümseyerek, ihtiyaçlarını ağlayarak belirterek, ona doğru kollarını uzatarak ve  Devamı

Korku, Kaygı ve Çocuk

Birçok çocuk korku ve endişeyi normal gelişimlerinin bir parçası olarak yaşarlar. Benzer çağlarda benzer korkular gösterirler. Devamı

İlişkide Sağlıklı Adımlar

Etrafındakileri kendinden uzaklaştırmak konusunda eşsiz becerilerin olduğunu düşünüyor olabilirsin. Somurtarak, karşındakini dinlemeyerek, göz kontağı kurmayarak, umursamıyormuş gibi görünerek, sana heyecanla anlatılan bir şey karşısında sosyal medya hesaplarına gömülerek, sadece senin konuşmak istediklerini gündemde tutarak, onun fikirlerini değersizleştirerek ve görmezden gelerek bunu rahatlıkla yapabilirsin… Devamı

ÇOCUK CİNSEL İSTİSMARI NEDİR? ÇOCUKLARI KORUYABİLMEK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

Çocuk Cinsel İstismarı Nedir? Çocukları Koruyabilmek İçin Neler Yapabiliriz?

Çocukları derinden sarsan, kısa ve uzun vadedeki etkilerinin çok önemli sayıldığı, saptanması diğer istismar türlerine …

Irkçılık Olgusunun Günümüze Yansımaları Yeni Irkçılık

Irkçılık Olgusunun Günümüze Yansımaları : Yeni Irkçılık

Irkçılık, on sekizinci yüzyılın sonlarında özellikle siyasal alanda ortaya çıkan ve kapitalist ideolojinin yanı …

Bitkisel ürünler mi ilaçlar mı

Bitkisel ürünler mi ilaçlar mı?

Bitkisel ürünler, gıda takviyesi kapsamındadır ve Tarım Bakanlığından onay alınarak piyasaya verilirler. Ancak …