Blog

Sosyal Bir Hastalık: Çocuk İhmal ve İstismarı

Çocuklar bebek olmayan, yetişkin olmayan, yaşamı anlamaya ve tanımaya çalışan, tam gelişmemiş, mantıksal yargılaması biz yetişkinlere benzemeyen, saf, masum, her geçen gün büyüyen, ufak şeylerden mutlu olan, olmayacak şeylere ağlayan, büyüklerin neden “hayır” dediğini anlamayan küçük varlıklar, yıllar sonrasının büyükleri…Hep sevdim çocukları, anne olduktan sonra duyarlılığım arttı sadece. Daha bir izlemeye başladım, anlamaya çalıştım, çocukları çok sevdiğim ve onların yaşamlarına yapılacak ufacık katkıların koca bir yaşamı nasıl değiştireceğini düşündüğüm için belki de çocuk psikoloğu oldum.

Son yıllarda medya aracılığıyla duyduğumuz, gördüğümüz, “nasıl olur?” dediğimiz, bizlere yaşama sevincimizi kaybettiren, güven duygumuzla oynayan çocuk istismarı ve ihmali haberleri ne kadar yaygınlaştı değil mi? Madalyonun görünen yüzü bile dehşet uyandırmaya yeterken ruhlarımızda bir de madalyonun öteki yüzü, medyaya yansımayan, toplumun bilmediği, sesini çıkaramayan, çıkarsa da duyulmayan, içinden çığlık atan bir sürü çocuğun varlığını bilmek benim ve meslektaşlarımın bu konuya daha fazla duyarlı olmamamıza neden oldu.

18 yaşına kadar herkes çocuktur ve her çocuk korunmaya muhtaçtır. Çocukların en temel hakları “korunma hakkı”, “yaşama hakkı”, “gelişim hakkı” ve “kendini ifade hakkı”dır. Çocuk ihmali, çocuğa bakmakla yükümlü olan kişilerin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesi olarak tanımlanmaktadır.

Fiziksel ihmal bulgularını saptamak mümkündür ancak duygusal ihmal bulguları kendini genellikle saklar. Ta ki çocuk duygusal ya da davranışsal bir sorun ortaya koyana dek. Çocuk istismarı ise Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek ortaya konan tüm davranışlar” olarak tanımlanmaktadır. İstismar fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar şeklinde olabilmektedir. İstismarın her şekli, her çeşidi dile geldiği anda bile sağlıklı ve normal bireylerin tüylerini diken diken etmeye yetmektedir.

En fazla görülen ve anlaşılması en güç olan istismar çeşitlerinden biri de aile içi istismardır. Özellikle cinsel istismar vakaları herkesi toplumun ruh hali hakkında uzun uzun düşündürmelidir. Cinsel olarak istismar edilmiş çocuklar küçük işaretler vermektedirler aslında bizlere düşen onların küçük seslerini duymak, bu konuda uyanık olmak ya da seslerini çıkarmaları için destek vermektir. Yapılan en büyük yanlışlardan biri çocukların hayal gücüne atıflarda bulunarak gerçek olmadığını düşünmektir. Oysa ki çocuklar yalan söylemeyi beceremeyen varlıklardır. Onlara bedenlerini korumayı ve hayır demeyi öğretmek ve kötü muameleler karşısında yardım istemek gerektiğini anlatmak önemlidir.

Çocuk istismarı toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren “sosyal bir hastalık”tır. Ve bir toplumda çocuk istismarının fazla olması o toplumun ruh sağlığı ile direkt ilgilidir. Çocuk istismarına karşı atılacak ilk adım bu anlamda toplumsal farkındalığı ve duyarlılığı artırmak, kişisel çabaların ortaya konması ve desteklenmesi, görülenlere duyarsız kalmamak, konuşmak, konuşmaktan korkmamak, istismara uğramış çocukların elini tutmak ve yaşamlarında ufak dokunuşlarla sihirli etkiler yaratmaktır.

Tüm bunları yaparken anahtar sözcüklerimiz “suçluyu bul”, “şikayetçi ol”, “utanma”, “utandır”, “çocuğu koru ve kolla” olmalıdır. Maalesef çocuk hakları bilincinin yetersiz olduğu ülkemizde son zamanlarda medya aracılığıyla daha fazla haberdar olduğumuz çocuk ihmal ve istismar vakaları umarım ki herkesi düşünmeye sevk eder ve “Her kriz bir fırsattır!” düşüncesinden hareketle toplumumuzun sadece seyirci kalmamasına vesile olur. Unutmayalım ki, sağlıklı ve mutlu çocuk, sağlıklı ve mutlu toplum demektir…

Comments for this post are closed.