Ekonomik Krizin İnsan Ruhuna Yansımaları

Ülkemiz insanı yıllardır krizlerle iç içe yaşıyor. Yani zaten hiç düze çıkamadı. Her 8-10 yılda bir ortaya çıkan ekonomik krizler, doğal afetler, terör, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve ülkemizin çevresini saran savaşlar… Bütün bunlar halkımızı her tür krize karşı bir yandan güçlendirip, her koşulda ayakta durma yetisini arttırırken, bir yandan da güven duygusunu yok etmektedir.
Gerçekten de dünyada krizlere bizim kadar dayanıklı bir başka ülke, sanırım yoktur. Kurtuluş savaşından başlayarak günümüze kadar, hemen hemen aralıksız süren bu mücadeleden, halkımız ezilse de, yorulsa da, bıksa da, kimi zaman aç, susuz ve soğukta kalsa da vazgeçmedi. Direndi…

Şimdi sadece ülkemiz değil, tüm dünya çok ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya. Krizler insanların ruhsal dünyasını sanıldığından çok daha fazla etkiler. Her şeyden önce güven duygumuzda ciddi bir sarsılmaya yol açar. Güven duygusu ise ruh sağlığının üzerine oturduğu platformun ana öğesidir.  Yani güven duygusunun kaybıyla birlikte sanki toprak ayağımızın altından kayar ve sırayla her şey yavaş yavaş yıkılmaya başlar.

Önce geleceğe ilişkin umutlar etkilenir. Özellikle gençlerde umutların azalması hatta yok olması çok ciddi sorunlara neden olabilir. Derslere olan ilgi azalır, daha isyankar, daha agresif ve sorumsuz olur, isteseler de kendilerini disipline etmekte zorluk çekerler.
, Çalışsalar da, sınıflarını geçseler de, en iyi derecelerle okullarından mezun olsalar da, gelecek onlara asla umut vaad etmemektedir. Bu durum başta aileleri olmak üzere öğretmenleri ve yakın çevreleriyle ilişkilerinde bozulmaya yol açar. Ekonomik krizin etkisiyle zaten zor durumda olan aileler, gençlerin isteklerini kısıtladıkça bu isyan giderek artar. Bütün bunların sonucu olarak toplum, çok basit nedenlerle ortaya çıkan kavgalar, dövüşler, suç işlemeye eğilimli, kolayca şiddete başvuran insanlarla dolar.

Kriz dönemlerinde tüm dünyada suç işleme eğilimlerinde artış olur, çünkü gelecekten beklentisi azalan insanlar, çok daha kolay suç işlerler. Cezaevleri ve mahkemeler dolup taşar ve bu işten en karlı çıkan avukatlar olur, eğer paralarını alabilirlerse…

Yine kriz dönemlerinde depresif bir ruh hali tüm topluma dalga dalga yayılır. İnsanlar isteksizdir, bezgindir, içlerinde tarif edemedikleri, anlayamadıkları bir korku duygusu vardır. Hangi konuda olursa olsun, kolay karar veremezler. En küçük harcamalar bile insanların kendilerini suçlu hissetmelerine yol açar. Yeni bir iş kurmak şöyle dursun, kenarda ihtiyacının çok üzerinde maddi varlığı olanlar bile, yeni bir adım atmaktan ürker ve korkarlar.
İşte bu da krizin psikolojik yönüdür. Çünkü bu gibi ekonomik krizler toplumun her kesimini maddi anlamda eşit olarak etkilemez. Kriz nedeniyle işini kaybedenler veya iş bulamayanlar, yeni iş kuranlar, daha önceden dövizle borçlananlar, zaten zar zor geçinenler veya çok kapsamlı iş yapan büyük iş adamları krizden en çok etkilenenlerdir. Bunun dışında kalan ve sayıları oldukça büyük bir kesim ise krizin kendisinden çok kriz söylemlerinin psikolojilerini bozması, genel bir güvensizlik ve belirsizlik ortamı nedeniyle harcamalarını azaltmaya, yeni projelerinden vazgeçmeye başlarlar. Yani krizin psikolojik boyutu ekonomik krizi tüm dünyada ikiye katlar.

Bu dönemlerde psikiyatriye başvurularda büyük bir artış görülür. İşini kaybedenler, iş bulamayanlar, borçlarını ödeyemeyen iş adamları kadar, görünürde krizden maddi anlamda belirgin olarak etkilenmemiş kesimlerden de pek çok kişi değişik yakınmalarla psikiyatrik yardım alma ihtiyacı hissederler.
Başta depresyon olmak üzere panik ataklar ve çeşitli fobilerde belirgin artış olur. Uykular bozulur, kalp krizi, mide ülseri veya gastrit, barsaklarda kolit, alerjiler gibi psikosomatik hastalıklar yani psikolojik nedenlerle ortaya çıkan bedensel hastalıkların oranında da gözle görülür bir artış olur.  Çünkü bu tip hastalıkların en önemli nedeni strestir.

Yine bu dönemde boşanmalar artar çünkü maddi yetersizlikler, gelecek korkuları, insanları tahammülsüz yapar. Cinsel güç ve istekler azalır. O güne kadar eşine hiç elini kaldırmayan erkekler kolayca şiddete başvurabilir. Böyle bir ortamda yaşayan çocuklar ise kolayca tahmin edilebileceği gibi, bundan en çok zarar gören grubu oluşturur. Çocuk ruh sağlığının temel taşı güvenli, sevgi dolu ve sıcak bir ortamdır.
Maddi sorunlar nedeniyle giderek gerilen ailede ne güven kalır, ne de sıcaklık. Dolayısıyla küçük çocuklarda olduğu kadar, genç kızlarda ve delikanlılarda da çeşitli ruhsal belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Okul başarıları düşer, küçüklerde gece işemeleri, kekemelikler, yemek yememe, sürekli ağlama ve mızmızlanmalar artar.Kriz dönemlerinde insanlar her zamankinden çok daha öfkeli olurlar çünkü kişilerin iç dünyalarını saran korku ve güvensizlik duygusu, dış dünyaya öfke olarak yansır.
Böylece suç işleme oranı kadar öfkenin, kişinin kendisine yönelmesiyle intiharlar da artabilir.Ülkemiz insanı her ne kadar tüm dünyada olduğu gibi ekonomik krizden etkilense de, uzun yıllardır hayal ettiği güven ortamını bir türlü bulamadığı için, kriz bize pek yabancı değildir. Türkiye bugüne kadar ne krizler yaşadı, ne krizler atlattı. İnsanımız bunu yaşayarak gördü. Yani bizler artık krizlere alıştık. İnsan bir şeyden bir kere korkar. Sonrakilerde korku duygusu giderek azalır. Tıpkı korku filmlerinde olduğu gibi. Korku filmini ilk kez seyrederken duyulan dehşet, tekrar tekrar seyredildiğinde giderek azalır hatta kaybolur. Bizler için de durum böyle.

Ama Avrupa ve Amerika’da yaşayan insanların büyük çoğunluğu krizi unutalı yıllar oldu. Çoğu mükemmel bir güven ortamında dünyaya gözlerini açtılar. Savaşları, yoksullukları, açlığı ve terörü sadece televizyonlardan seyrettiler. Bu kuşak oralarda krizi şimdi yaşayacak. Bizim yıllardır aşina olduğumuz “korku” duygusuyla yeni tanışacaklar ve doğal olarak oralarda kriz insanları sanılandan çok daha fazla etkileyecek.

Bizim ülkemize gelince; krizden hep birlikte korkacağız, uykularımız bozulacak, sabahları endişeli ve keyifsiz kalkacağız, suratlarımız her zamanki gibi asık olacak ama ne yapıp edip bu krizi de atlatacağız. Bunu, için için hepimiz biliyoruz.

Comments for this post are closed.
Psikoterapi Nedir? - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Psikoterapi Nedir?

Psikoterapi nedir? dendiğinde birçok kişinin aklında bir divana uzanıp, çocukluğunuzu anlattığınız ya da terapistin …

Üstün Zeka - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Üstün Zeka

Üstün zeka Renzuli’ye göre, zekâ bölümü 130’un üstünde olup, yeni düşünceler oluşturup, bunları yeni …

Şimdiki Çocuklar - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Şimdiki Çocuklar

Annemle babam gün almışlar doktordan, kendileri seçmişler dünyaya geleceğim günü, halbuki ben biraz daha kalmak …