Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Amerikan Psikiyatri Birliği travmayı normal insan deneyiminin dışında olan ve hayati tehdit edici boyuttaki olaylar olarak tanımlamıştır (DSM-IV,1994). Bu tanımdan, travmatik yaşantıların, kişinin işkence, doğal afetler, taciz gibi durumlara maruz kalması ya da bunlara maruz kalan birine şahitlik etmesi gibi durumları ifade ettiğini söyleyebiliriz. Ne var ki travma alanında son yıllarda yapılan çalışmalar bu şekilde bir fiziksel ya da psikolojik şiddet içermeyen olayların da bireylerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu\\\\\\\\\\\\\\\\'na benzer belirtiler göstermelerine yol açabileceğine işaret etmektedir.

İlk olarak deprem, doğal afet ya da taciz ya da sevilen birinin kaybı gibi travma deneyimlerini ele alırsak, bu yaşantıları takiben çoğu kişi \\\\\\\\\\\\\\\\"Akut Stres Bozukluğu\\\\\\\\\\\\\\\\" adı verdiğimiz bir sürece girerler. Bu süreçte beynimiz yaşanan bu olağandışı duruma yönelik önceliklerini belirler ve hayatta kalmaya yönelik davranışlara öncelik verir, hayati tehlikenin sürüp sürmediğine dair tetiktedir ve bu yeni bilgiyi işlemek amacıyla tekrar tekrar hatırlar. Bu dönemde bazı kişilerin zaman ve yer oryantasyonları bozulabilir. Bilişsel görevler üstlenmekte zorlanabilirler. Akut Stres Bozukluğu bir ile üç ay arasında normal karşılanan bir süreçtir ve günlük işleyişi bozan ciddi sıkıntılar yaratmıyorsa ilaç gerektirmeyebilir ancak psikoterapi desteği önerilir. Travmatik yaşantılar hayatımızın sürekliliğine dair algımızı zedelemesi nedeniyle bu olaydan öncesi ve sonrası şeklinde deneyimlediğimiz hayatımızda bu olayın nasıl bir yere oturtulacağına dair destek almak faydalı olacaktır. Özellikle kayıpların yaşandığı bir travmatik deneyimde eğer varsa suçluluk, öfke, pişmanlık gibi duyguların hemen çalışılmaya başlanması gerekmektedir. 

\\\\\\\\\\\\\\\\"Travmatize olmak\\\\\\\\\\\\\\\\" deyimi \\\\\\\\\\\\\\\\"depresyona girmek\\\\\\\\\\\\\\\\" gibi günlük yaşantımızda sıklıkla kullanılır oldu ve bu deyimler bazen gerçekten zorlayıcı duygusal yaşantıları içerdiği gibi bazen de alelade ufak sıkıntılar için kullanılmaktadır. Ancak Amerikan Psikiyatri Birliği artık büyüme sürecinde duygusal olarak ihmal edilme, kişinin toplum içinde utanma yaşadığı veya benlik değerinin düşmesine yol açan bazı olayları da küçük travmalar olarak sınıflandırmaktadır. \\\\\\\\\\\\\\\\"Küçük travma\\\\\\\\\\\\\\\\" denmesinin nedeni fiziksel travmalara göre daha az zedeleyici olmasından değil de başı sonu belli olan bir olay şeklinde hatırlanmamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle aile içi ya da işyeri gibi uzun süre vakit geçirdiğimiz ortamlarda oluşan zorlayıcı deneyimler bir süre sonra travma etkisi yaratabilir. Kişi seçeneklerinin olduğunu unutabilir, kendi değerini iş yerinde veya aile ortamında görüldüğü gibi algılamaya başlar ve o ortama uyum sağlamak için bazen kendi zararına olan tutumlar geliştirebilir. Benimsenen bu tutumlar o durumla baş etmeye yardımcı olabilir ancak başka alanlarda bir bedel ödenmesine yol açabilirler. Bu nedenle süreğen küçük çaplı travmalar da fiziksel travmalar kadar önemsenmelidir.

Küçük çaplı ya da ciddi boyutlarda travma mağduru çoğu danışan psikiyatri kliniklerine bu durumla hiç bağdaştıramadıkları panik atak, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk gibi şikayetlerle başvurmaktadırlar. Bu konudaki yanlış inanç eğer üzücü bir deneyimin üzerinden çok zaman geçmişse artık bunun kişiye bir etkisinin olmayacağı şeklindedir. Halbuki bu tatsız deneyimlere ait duygular olayın üzerinden yıllar geçmiş olsa bile kişinin ilişkilerini, duygulanışını ve hayattaki önceliklerini şekillendirebilir. Diğer bir yanlış inançsa eğer travmatik durum sürüyorsa bu durum değişmeden yardım almanın bir anlamı olmayacağıdır. Oysa ki bu tür süreğen durumlarda yapılan psikoterapi desteği kişinin baş etme becerilerini kuvvetlendirir, seçeneklerinin farkına varmasını sağlar ve bireyi travmanın olumsuz etkilerinden özgürleştirebilir.