Cinsel Kimlik ve Yönelim

Kimliği oluşturan bileşenlerden biri de cinsel kimliktir. Cinsiyet kimliği, bireylerin biyolojik özellikleri ile tanımlanırken, cinsel kimlik, bireyin kendisini dişi ya da erkek olarak tanımlamasıdır. Cinsel kimlik cinsel davranışlar ile şekillenir.

Cinsel davranışlar ise, bireyin cinsel ihtiyaçlarını dışa vurmak ve doyurmak için yapılan tüm etkinlikleri içerir. Bu davranışlar, öğrenme, örnek alma, özdeşim kurma ve duygusal süreçler ve deneyimler ile belirlenir. 
Cinsel davranışlar, cinsel yakınlık kurabilmek ve cinsel doyum sağlamak için ortaya çıkar. Cinsel yakınlık fizyolojik ihtiyaçlarımızın yanında duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılamamızı sağlar. Bu ihtiyaçlar arasında; sevilme, korunma, beğenilme, onaylanma vb. ihtiyaçlarımız bulunmaktadır.

Bireylerin cinsel yakınlık ihtiyacı ile ortaya çıkan davranışları hangi cinse yönelttiği ise cinsel yönelimi ile alakalıdır.-

 

 

  • Birey yalnızca karşı cinse cinsel yakınlık duyuyor ise heteroseksüel,
  • Yalnızca kendi cinsine cinsel yakınlık duyuyorsa eşcinsel (homoseksüel)
  • Hem kendi cinsine hem de karşı cinse cinsel yakınlık duyuyorsa biseksüel olarak tanımlanabilir cinsel yönelimleri açısından.
  • Travesti, karşı cinsin davranış ve rollerini üstlenmekten haz alan bireyler iken, transseksüel bireyler ise, cinsiyetlerini değiştirmeleri, ruhsal ve bedensel olarak diğer cinsiyete sahip olmaları gerektiğini düşünen bireylerdir.

Toplumda cinsel kimlik ve yönelim ile ilgili birtakım yanlış ön kabuller bulunmaktadır. Örneğin, sanılanın aksine; eşcinsel erkekler kendilerini kadın,  eşcinsel kadınlar ise kendilerini erkek gibi hissetmezler. Cinsel kimlik ve cinsel yönelim bir bozukluk/hastalık değildir.

Toplumun bize cinsiyetimizle birlikte yüklediği birtakım roller vardır. Bireyler cinsel yönelimleri ve kendilerini cinsel açıdan tanımladıkları kimlikleri, toplumsal cinsiyet rolleriyle uyuşmadığında hayatlarının her alanlarında birtakım zorluklar yaşamaktadırlar. Kimi zaman toplumsal baskı ve önyargılar sebebiyle bazı ailelerin de bu durumu kabul etmekte zorlandıkları açıktır.

Bireylerin bu alanda yaşadığı zorluk ve baskılar, onların depresyon ve kaygı bozuklukları yaşamalarına, kimi zaman intihar düşüncelerine sebep olabilmektedir. Bu noktada bireylerin ve ailelerin uygun terapötik yaklaşımlarla bir uzmandan destek almaları önerilmektedir.