Blog

Yaratıcılık, Psikanaliz, Janusian Süreç

“Hayat adına kazanılmış her şey, sanat adına kaybedilmiştir.”  ( Oscar Wilde)
Duygu durum çalkantıları yaşayan bireylerin, yaşam öykülerinde sıkça gözlenen yaratıcı hamleler,eski çağlardan beri çılgınlık ve ilham perileri arasındaki kusursuz bir bağ çerçevesinde açıklama bulmuştur. 19.yy.’da Lord Byron “vahşi duygu durum ”diye adlandırdığı ızdırapların, sık sık şiirsel imge dünyasına izler bıraktığını ifade etmiştir.

(Bower,1995) Edgar Allan Poe ise halk içinde yaygın olarak kullanılan deliliğin, aklın genel entellektüelitesinin pahasını artıran bir  ruh hali olabileceğini söyleyerek, akıl karmaşalarının yaratıcılığı besleyebileceğine işaret etmiştir. Tam da bu nedenle, bazı araştırmacılar, yaratıcılık ve duygu durum bozuklukları ilişkisini, bireyi, yaratıcılığını köreltmeden, çektiği acılardan kurtaracak bir tedavi yöntemi bulmak amacıyla masaya yatırmışlardır. Yaratıcılık mertebesinin mental “illetlerle” olan bağını fazlasıyla önemseyen görüşlere karşı, “Byronik çilelerin” sadece bir takım kişiler ,atıflar ve koşullar çerçevesinde yaratıcılığı doğuracağını söyleyenler de vardır.

(Ludwig1995,Rothenberg1994). Bu açıdan da, akıl hastalıkları, bireylerin yaratıcı olmak için ödemeleri gereken bir bedel değildir. Duygu durumundaki  bozukluklar,  yaratıcı eylem için gerekli görünen bir rahatsızlık duygusu verse de, yaratıcılık için gereken içsel gerilimin tek kaynağı değildir. Yaratıcılık ve duygulanım bozuklukları arasındaki ilişkinin, psikanalizin dikkatini çekmesi uzun sürmemiştir. Freud  gelişim aşamalarında yaşanan  psikolojik kayıplara dikkat çekerek, erkek ve kız çocuklarının büyümeyle beraber kabullenmeleri gereken cinsiyet farklılıklarının yarattığı gerilimden bahsetmiştir. Örneğin, kız çocuklarının , bir penislerinin olamayacağını fark etmeleri, sembolik olarak, her şeye sahip olamayacaklarını fark ettikleri  ilk anlardan biridir. Çocuk aynı anda hem kız hem de erkek olamayacağını anlama aşamasındadır.

Erkek çocukların bir vajinaya, kızların ise bir penise sahip olma istekleri, aslında, sınırsız olanaklara sahip olmaya duyulan bilinçaltı arzunun ifadesidir. (Anderegg 2001) Bu arzunun ifade bulduğu yer elbette ki günlük ilişkiler  olmamalıdır. Aynı zamanda yarattığı gerilimden kurtulmanın bir yolu da olmalıdır. Ve sonunda yaratıcılık sayesinde bu arzu dış dünyayla ustaca harmanlanır. Bu formüle edilmiş “yaratıcı insan” oluşumuna karşı psikanaliz yine de yaratmak için gereken estetik duyarlılığın kaynağı hakkında çok bir şey söyleyememektedir. Bir süre sonra Freud’da “psikanaliz yaratıcılığa teslim olmak zorunda kalmıştır”(Rothenberg1994)diyerek  bu olgunun esrarengizliğine  teslim olmuştur.

Yaratıcı düşünme tarzını bugüne kadar en ayrıntılı inceleyenlerden biri de Harvard Üniversitesinden psikiyatrist Albert Rothenberg’tir. Rothenberg, bu tarzı ayrıntılı bir şekilde tarif etse de yaratıcılık ve belirli patolojiler arasında kuvvetli bir bağın olduğuna hiçbir zaman inanmamıştır. Ona göre yaratıcılık sağlıklı düşünmeyi gerektiren bir süreçtir. Yaratıcı sürecin ve bilincin doğası, “gerçekliğin içsel yaşantılarla çarpıtılması”’yla ilişkili olmak bir yana, tezat teşkil etmektedir. Bireye hakim olan ben merkezcilik, onu sosyal düşünme becerisinden yoksul kılmaktadır ve bu da eserin yaratıcı görünümünü kısıtlamaktadır. İçgüdüsel materyalin baskısı, çoğu zaman izleyiciye duyguları ifade eden  sanatsal düşünce tarzını gölgesinde bırakmaktadır. Sanat eseri oluşturulurken faydalı olabilen “eseri yeniden gözden geçirme aşaması” ise, benmerkezciliğin hakim olduğu veya bireyin içsel yaşantılarına gömüldüğü duygu durum bozukluklarında mümkün görünmemektedir. Bu da Rothenberg’e göre bireyi sanatsal başarıdan uzaklaştırmaktadır.

Rothenberg’in modeline göre Janusian (Roma’li Tanri Janus’tan gelmekte) ve tek-uzaysal (homospatial) olmak üzere iki mantık ötesi süreç vardır. Homospatial süreç, iki somut varlığın uzayda aynı anda, aynı mekanda bulunduklarını tasarlayabilme başarısıdır. Evrensel bilgilerimize göre iki nesne asla aynı anda aynı mekanı meşgul edemezler. Fakat yaratıcı bireyler, birden fazla nesneyi, yeni fikirler,sesler, görüntüler, metaforlar yaratma amacıyla, mantık ötesi bir kavrayış içerisinde bir arada tutabilme veya algılayabilme yeteneğine sahiptirler. Dali’nin, resimlerinde -bir insan yüzünün içinde eş zamanlı olarak algılanabilen insan vücutlarını yaratmasıyla- aynı anda aynı mekanı kaplayan  varlıkların şaşırtıcılığını  sunması gibi…  Janusian süreç ise, karşıt olan ve birbirini dışlayıcı ( mutually exclusive) konumların ya da tutumların, bu taraflardan ikisinin de kimliğini kaybetmeden ele alındığı yaratıcı bir sentezi içerir. Yani tezatlıkları,oluşturdukları bütüne ağır basan iki çarpıcı karşıtlığı bilinç düzeyinde bağlama sürecidir. Rothenberg’e göre yaratıcı ürünü şekillendiren ve alışılmışın dışında olan da budur. Karşıtlıkların oluşturdukları yeni sentezin de , varolan doğa kanunlarının  veya inançların geçerliliği kadar geçerliliği vardır. Rothenberg bu sürecin en güzel örneği olarak, Einstein’in izafet kuramını  vermiştir. Einstein’in , çatıdan düşen bir adamın,hem düşmesi nedeniyle hareket halinde olduğunu hem de düşerken aldığı yolun her bir anında durma deneyimini yaşadığını zihninde tasarlaması durma ve hareket gibi iki karşıtlığın Janusian sürecteki beraber yansımalarıdır. Aynı şekilde, şair Yılmaz Erdoğan da “yol bir yere gitmez, o bir durma biçimidir” dizeleriyle benzer bir sürecin çekiciliğine kapılmış görünmektedir.(Anladim, Sel Yayincilil2001)

Yaratıcılık ve duygu durum bozuklukları arasındaki ilişkiye pek de taviz vermeyen Rothenberg’in önesürdüğü bu model, ilginç olarak, David Anderegg’i bipolar bozukluk ve yaratıcılık ilişkisini bu model üzerinden araştırmaya itmiştir.Anderegg’e (2001) göre, savunma mekanizmasının sıklıkla “inkar” olduğu gözlenen manik nöbetlerden rahatsız bireyler için, inkar, tüm  seçimleri inkar etmek için çalışmaktadır. Sözkonusu, cinsiyetini keşfetmesiyle diğer cinsiyetten vazgeçme sıkıntısını yaşamış veya yıpranmış bir  evlilik nedeniyle, kendisini anne baba arasında seçim yapmak zorunda hissetmiş bir çocuğun bilinçaltında seçimi reddetmesi olabilir.  Bu “kayıp”ın inkar edildiği bir gerilemedir. Bu gerileme sürecinde birey seçimi inkar ederek, kendini yine istediği herşeyi yapabilme ve her şeye sahip olabilme  özgürlüğüne kavuşmuş hisseder. Her şey olabilme “büyüklüğünü” tekrar yaşayabilmektedir. Manik dönemlerde karşı cinsle veya hemcinslerle artan cinsel deneyimler de bu sınırsızlığa kavuşmanın belirtisidir adeta.

Anderegg’(2001)e göre mani durumunda, depresyon halinden ayrılmayla girilen süreç, yaratıcı süreçler için çok önemli kabul edilen “mantık ötesi” düşünce tarzına bilişsel bir set sağlamaktadır. Roschach testlerinin bu düşünce süreçlerini açık bir şekilde yansıttığını düşünen Anderegg bipolar vakalarının düşünce analizini bu yöntemle yapmıştır. Hem iki erkek,hem de iki kadın olarak algılanabilecek  Roscach kartının bireyi kararsızlığa ittiğini ve genellikle “kadın veya erkek mi belli olmayan iki kişi görüyorum” seklinde belirsiz ifadelere açık olduğunu söyleyen Anderegg, bu durumun bireylerde hafif bir karmaşaya yol açtığını söylemiştir. Bu kart, bireyde, hem erkek hem kadın olarak algılanması mümkün olmayan,ama bir seçim yapmak zorunda bıraktığı için, gerginlik yaratma potansiyeline sahip bir karttır. Ancak Anderegg, bipolar bozukluk teşhisi almış bireylerin,  ikicinsli karakterler gördüklerini  hiçbir kaygı belirtisi olmadan ifade ettiklerini gözlemiştir. Anderegg, bu bireylerin sıklıkla duyulan“Why can’t I”( neden ben….yapamıyorum) şeklinde başlayan cümlelerinin, “neden ben aynı anda hem …… hem ……… olamıyorum” şeklinde seçimi inkar eden, mantığı zorlayan birincil süreç uzantıları olduğunu ifade etmektedir.

Anderegg’in önemli bir örneği de bipolar bozukluk teşhisi almış ünlü besteci Robert Schumann’dır. “Davidsbundler’ın Filistinlililer’e Marşı”ismindeki eseri, bilinen marş ölçüsü yerine vals ölçüsüyle çalınmaktadır. Her ne kadar marş ve vals tam karşıt değilse de  tezat bir birlik oluşturmaktadırlar. Daha çarpıcı olan örnek ise Schumann’ın, bestelediği ama notalarının hiç çalınmadığı eseridir. Sanatçı, eserin ölçüsü kadar  piyanonun başında oturmuş ve eserini sessizlik içinde “icra” etmiştir. Schumann bunu müzik olarak ifade etmiştir çünkü notaları vardır, asla çalınmayan notalar… Sessizlik ve müzik gibi iki karşıtlık, aynen hareket ve durma gibi, Janusian  süreç içerisinde yerlerini almışlardır.

Rothenberg’in öne sürdüğü model, yaratıcılığın, “kuraldışı olanın farkedilmesi” tanımını formüle eder gibidir.  “Yalnızca içinde bulunulan zamanın koşullarının, yaratıcılığı anlamlı kılabileceği ,bir zaman içinde yaratıcı kabul edilenin, başka bir zaman diliminde anlamsız sayılabileceğine” (Csikzentmihalyi,1996,Sternberg1995) dair bir yaklaşım içinde bile, kaideyi bozan iki istisna süreç olarak görünmektedirler. Bu süreçler sadece  yaratıcı aktivite esnasında bireyin zihnini meşgul etmeli ve günlük yaşamdan ayrı tutulmalıdırlar.Çünkü, kuru bir yağmur tasarlamak gibi bireyin duyusal sınırlarını zorlamaktadırlar. Rothenberg bu noktada, zihnin böyle süreçlerle sıklıkla meşgul olmasının, ruhen yıpratıcı olduğunu kabul etmiş görünmektedir. Anderegg’in, bipolar bozukluk teşhisi almış bireylerdeki düşünce tarzının bu süreçlere daha elverişli olduğu görüşü, çarpıcı olmakla beraber, henüz açıkça ortaya konmamıştır.( bu yazının yazıldığı sıralarda David Anderegg böyle bir çalışma içerisindedir.)

Yaratıcı tansiyon, bir başka ifadeyle, bireyin, toplumun yargılarıyla kendi yargıları arasındaki uyuşmazlığı derin bir şekilde hissetmesinden kaynaklanmaktadır.(Bernstein1997) Ruhsal bir bozukluk geliştiren bireyler bu uyuşmazlığı diğerlerine göre daha derin hissetmektedirler. Ayrıca Janusian veya homospatial süreçler sonunda , evrensel bilgilerle bir tezatlık oluşturan eser, aynı zamanda bir uyuşmazlığın ifadesidir. Birey için, duygu durumunu sarsan  çevresel faktörlerin başında “diğerleri” nin önemli bir yeri vardır ve duygu durum bozukluğuna sahip bireylerde diğerlerine incelikli bir tepki verme veya hesaplaşma dürtüsünün olduğu düşünülebilir. Yoksunluklarla dolu bir geçmiş veya benliği yaralayıcı detaylarla dolu anılar bu dürtünün kolaylıkla canlanabilmesi için yeterlidir. Yaratıcılığın “çoğunluğa meydan okumak” (Sternnerg &Lubart1991) olarak ifade edilmesi, duygu durum bozukluklarıyla tam da bu noktada bir bağ kurmaktadır. “Bugünün varolan zekası bir tez ise, yaratmak antitez oluşturmaktır.” (Sternberg1995) Antitez oluşturmak, bugünün insanlarının sahip oldukları ve bireyin boyle bir bozukluk geliştirmesine neden olarak gördüğü inanışların sorgulanması veya yanlışlanması açısından bir nevi meydan okumadır.

Csikzentmihalyi(1990) ‘nin, yaratma durumunu,insanların içindeyken başka hiçbir şeyi önemsemedikleri ve ne kadar büyük bir bedeli olursa olsun, sunduğu zevkten  vazgeçemeyecekleri bir deneyim olarak yorumlaması, bu akış halini sağlayan unsurları daha da merak ettirmektedir. Schumann’ın, herkesin ondan müzik beklediği bir sırada, piyanosunun başında sessizce durmasının ironik bir meydan okuma olup olmadığını bilmiyoruz. Belki de “diğerleri” çoktan bir kenara bırakılmıştır. Ve belki de benlikler Segal’in(1991) deyimiyle, sadece “paramparça olmuş iç dünyalarını tamir etme” uğraşı içindedirler…

Kaynaklar: Anderegg D.,Gartner G., (2001)Manic dedifferentiation and Creative Process. Psychoanalytic Psychology, spring, vol:18, No:2,365-379(inetrnet) htpp:// www.apa.org Bower B., (1995) Moods And Muse,.The Best of Science News. June 17(internet) htpp:// www.apa.org.      Csikszentmihalyi, M., Nakamura J. (2001),Catalytic Creativity. American Psychologist, Vol. 56, No. 4, 337-343(internet) htpp:/www.apa.org Jamison R.K.,(1995)Sciencetific American. February Vol: 272 Number:2 Pages 62-67(internet)htpp://www.findarticles.com Rothenberg, A. Studies in the creative process:  An empirical investigation.  In:  Masling, J.M. and Bornstein, R.R. (eds.) Empirical perspectives on object relations theory. Washington:  American Psychological Association Press 1994 Rothenberg,A. Creativitiy and Psychopathology.Bulletin and Arts.2000;1, 54-58. Sternberg R.J., (2001) What’S The Common Thread of Creativity?İts Dialectical Relation To Intelligence and Wisom/ American Psychologist, April Vol.56, No.4,360-362 ( ineternet) htpp://www.apa.org

Comments for this post are closed.