Blog

Üniversite Sınavlarında Anne Babanın Tutumu

Üniversite sınavları, ülkemizde giderek hem gençlerin, hem de anne babaların korkulu rüyası haline geldi. Bütün umutlarını bu sınavlara bağlayan pek çok kişi, sınav öncesi ve sonrasında, ciddi bir stres ortamına giriyor. Haklılar. Yani nedensiz bir stres değil bu. Sınav zamanı psikiyatrlara akın akın gelir çocuklar. Umutları vardır ama güvenleri yoktur. Aynı dönemde anne babalar da başvururlar bize. Çocuklarına daha faydalı olabilmenin yollarını ararlar.

Anne baba olmak zor zanaat. İyi anne baba, çocuğunun her zaman yanındadır. İyi günde, kötü günde. Yine iyi anne babalar, çocuklarını tanımaya çalışır. Onların kişilik yapılarını, zaaflarını, zihinsel kapasitelerini, güçlerini, zayıflıklarını, korkularını, umutlarını bilirler. Onları hemen yargılamaz, cezalandırmaz, her lafı nasihat ederek bitirmezler. Çocuklarının kendilerinden farklı insanlar olduğunu anlar, kendi umutlarını onlarda gerçekleştirmek yerine, çocukların ne istediğini anlamaya çalışırlar. Gençlere sürekli “çalış” demek yerine, onlarla konuşmayı, daha çok da dinlemeyi tercih ederler. Asıl olanın onları başarı ve başarısızlıkları ile kabul etmek olduğunu bilir, sevgi ve şefkatlerini esirgemezler.

O sınava giren her çocuk, başarılı olmak ister. Ancak kimi başarılı olmakta kararlıdır, kimi sadece ister ve bunu gerçekleştirecek ne gücü, ne de motivasyonu vardır. Kimini dersin başından kaldıramazken, kimini de oturtamazsınız.

Çok çalışan her öğrenci sınavı kazanamaz. Çok çalışmayanların başarılı olamayacağı da kesin değildir. Bir öğrencinin bir saatte öğrendiği dersi, bir başkası on saatte öğrenebilir. Anne babalar bilmezler bunu. Onlara göre bütün çocuklar zekidir, yeteneklidir, bütün sorun yeteri kadar çalışmamaktadır.

Anne babalar, genellikle onlara itaat eden, her dediklerini yapan, isyan etmeyen ve çok çalışkan, çok başarılı çocuklar isterler. Ders başarısını, hayat başarısı olarak kabul ederler… Hâlbuki ikisi ayrı şeylerdir. İnsanların hayatta başarılı olabilmeleri için öncelikle sosyal, girişken, konuşkan, güvenli, gelecekten umutlu ve karşısına çıkan engellerden kaçmayan, onlarla mücadele etmekten korkmayan, gereğinde ağlamayı da gülmeyi de, yenmeyi de yenilmeyi de bilen kişiler olması gerekir. En önemlisi de o kişinin umutlarıdır. Çünkü insan, umutları olduğu sürece vardır.

İşte anne babalar, çocuklarında bu umutları kırmamalı, aksine olabildiğince yeşertmelidirler. Çocuğun bütün hayatı, geleceği, bu sınavdaki başarısı ile ölçülmemelidir. Özellikle bizim ülkemizin koşulları göz önüne alındığında, bunun böyle olmadığını, anne babalar çocuklarından daha iyi biliyorlar.

Her yıl milyonlarca genç bu sınava giriyor. Bunların beşte biri bile, istediği üniversiteye giremiyor. Girenlerin hepsi mezun olamıyor. Mezun olanların çoğu da istediği gibi bir iş bulamıyor. Yani bu sınavı kazanmak da, kazanmamak da her şeyin sonu değildir. Bu gerçeği, öncelikle anne babaların bilmesinde yarar var. Çünkü hayatı henüz yeterince tanımayan gençler, bu yanlışa düşebiliyorlar.

Eğer çocuklarımızın daha başarılı, daha mutlu ve umutlu gençler olmasını istiyorsak, sadece sınav dönemlerinde değil, her zaman onlara destek olmalı, güler yüz ve şefkat göstermeli, sık sık onlarla sohbet etmeli, değişik konularda konuşup, onlarla birlikte gülmeliyiz. Gülmek, iki insan arasında kurulabilen en yakın, en kaliteli ve duygusal ilişki biçimidir. Bir genç anne babası ile aynı şeylere gülebiliyorsa, aralarında tam bir paylaşım var demektir.

Çocuklarımızı en çok rahatsız eden ve bizlerden uzaklaştıran şey, onlara yapılan nasihat ve eleştirilerdir. Anne babalar da, kendi gençlik ve çocukluk dönemlerinde, aynı şeylerden rahatsızlık duyduklarını unutmamalıdır. Çocuklarımıza kendi gençlik ve çocukluk anılarımızı anlatabilir, bun anıları onlarla paylaşabiliriz. Ancak ne kendimizi ne de başkalarını, çocuklarımıza örnek olarak göstermemeliyiz.

Çocuklarımızdan ne beklediğimiz de, onların gelişiminde önemli bir yer tutar. Ulaşamayacakları kadar yüksek beklentiler, onları sıkıntıya sokar. Güven duygularını zedeler. Bunun tersi de, yani onları küçümsemek, aşağılamak, onlara güvenmemek de, benzer sonuçlar doğurur. Böyle gençler, sadece başarısız olmakla kalmaz, ömür boyu yenilmişliğin getirdiği mutsuzluğu içlerinde taşırlar.

Bir gencin nasıl bir ortamda, ne tür anne babalar tarafından yetiştirildiği, onların kaderinde derin izler bırakır. İnsan sevildikçe sevmeyi, sayıldıkça saymayı, dövüldükçe dövmeyi, kırıldıkça kırmayı öğrenir. İşte bu nedenle, çocuklarımız gelecekte nasıl insanlar olsun istiyorsak, biz, şimdi, onlara öyle davranalım. Mutsuz ortamlardan, mutlu çocukların çıkmasını beklemeyelim. Başarı da, başarısızlık da, mutluluk da mutsuzluk da daha çocuk yaşta deneyerek öğrenilen duygulardır. Ve gelecekte, en iyi öğrendiğimiz duyguların peşine düşeriz.

Hayatta her zaman mutlu olmak için de mutsuz olmak için de sebepler vardır. Bütün mesele hangisini arayacağımızdır.

Comments for this post are closed.