Blog

Sosyal Fobi

Eğer kişi, başkalarının gözünün üzerinde olabileceği durumlarda ya da sosyal ortamlarda, belirgin, abartılı ve devam eden bir endişe duyma halindeyse o kişinin sosyal kaygısı ya da sosyal fobisi var diyebiliriz. Sosyal fobi, kişinin, toplumsalortamlarda yargılanacağı, mahcup ya da rezil olacağı düşüncesi ve bu konuda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Sosyal fobisi olan kişilerin çoğu zaman, gösterdiği performansla küçük düşeceği ya da yargılanacağı yönünde gerçekçi olmayan varsayımları vardır.

Sosyal fobi, utangaçlığın ağır ve işlev bozucu bir halidir ve kişinin yaşamında sorunlar yaratabilir.

Örneğin; kişi başkalarıyla konuşurken, ellerinin ya da sesinin titrediğinin fark edileceğini, kekeleyebileceğini ya da yanlış şeyler söyleyebileceğini düşünür. Sosyal Fobi’nin yaşam boyu görülme oranı % 13\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\’e yaklaşır ve en sık görülen kaygı bozukluklarından biri olduğu söylenebilir. Genellikle, kişinin nasıl göründüğü ile en çok ilgilendiği dönem olan ergenlikte başlar.

Sosyal Fobi Tanı Kriterleri:

Günümüzde yaygın olarak kullanılan tanı sınıflama sistemi DSM-V’ e göre sosyal fobi kriterleri şunlardır

  1. Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği bir durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtileri gösterir.)
  2. Korkulan toplumsal durumla karşılaşma hemen her zaman anksiyete (kaygı, bunaltı) doğurur, bu da duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen panik atağı biçimini alabilir.
  3. Kişi korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir.
  4. Korkulan toplumsal ya da bireysel eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınılır ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla bunlara katlanılır.
  5. Kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlarda sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı vardır.
  6. 18 yaşının altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.
  7. Korku ya da kaçınma, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz. (örn: Agorafobi ile Birlikte ya da Olmadan Panik Bozukluğu, Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu, Vücut Dismorfik Bozukluğu, Yaygın Gelişimsel Bozukluk ya da Şizoid Kişilik Bozukluğu).
  8. Genel tıbbi bir durum ya da başka bir mental bozukluk varsa bile A tan ölçütünde sözü edilen korku bununla ilişkisizdir, örn. Korku, kekemelik, parkinson hastalığındaki titreme ya da anoreksiya nervoza ya da bulimia nervozadaki yemek yeme davranışı ile ilişkili değildir.

Klinik görüşmelerde veya kişinin kaygısıyla baş etme becerilerini ele alırken kategoriler üzerinden hareket etmesek de, bir kavrayış ve bakış açısı sunması açısından sosyal kaygı tiplerine ve tanı kriterlerine göre ayırt edilir. Burada önemli olan yoğun kaygı yakınması ile gelen kişiyi belli bir tanı kriterine sıkıştırmak değil, kaygıyla baş etmesini ve rasyonel düşünebilmesini sağlamaktır ki genellikle sosyal kaygısı olan kişi, yaşadığı durumun abartılı bir felaketleştirme olduğunun farkındadır. Kişi aşağıda belirtilen kategorilerdeki belirtilerin hepsini ya da bir kısmını da yaşıyor olabilir.

Sosyal Etkileşim Tipi:

Buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma gibi durumlarla ilgili yoğun kaygı yaşama ya da kaçınma durumudur.

Performans Tipi: 
Topluma karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi durumlarda ortaya çıkar. Performans anksiyetesinin anormal kabul edilme eşiği diğerlerine göre daha yüksektir. Çünkü, toplum önünde bir performans sergiliyor olmak ya da gözlenen durumda olmak zaten bir miktar endişe yaratan bir durumdur.

Gözlenme Tipi: 
Sokakta yürüme, otobüse binme, odaya sonradan girme, açık tuvaletleri kullanma, biriyle beraber yemek yeme gibi durumlarda ortaya çıkan kaygı durumudur.

Uzmana gitmeye ne zaman karar verebilirim?

Yukarıda bahsedilen belirtileri okurken, birçoğunuz farklı derecelerde de olsa benzer duyguları, düşünceleri taşıdığınızı düşünmüş olabilirsiniz. Hiçbir durumda sıfır kaygı yaşayan bir insandan bahsedemeyiz. İnsanla ilgili konuşuyorsak, durumlardan ve süreçlerden bahsedebiliriz. Kesin yargılarda, “ya odur”, “ya budur” şeklinde hükümlerde bulunmak belki düşünmeyi kolaylaştırır ancak çok da yanıltıcıdır.
Kendinizi ya da çevrenizdeki kişileri sosyal kaygı açısından değerlendirirken size rehber olabilecek belirtileri kısaca saymak gerekirse:

Kızarma, çarpıntı, titreme, terleme, kaslarda gerginlik sosyal kaygıdan muzdarip olanların en çok bahsettiği belirtilerdir.

İkincil olarak, midede rahatsızlık, boğazda kuruma, sıcaklık/soğukluk duyguları, kafada basınç gibi hissiyatlar da sıklıkla görülür. Ayrıca kekeleme ve ses titremesinden, panik atağa kadar geniş bir spektrumda belirtiler yaşanabilir.

Belirtilerin En Sık Görüldüğü Durumlar Nelerdir?

Herkesin birbirini görebildiği küçük sosyal gruplarda konuşmak, yeni insanlarla tanışma, toplu yerlerde yemek yeme, yetkili biri ile konuşma, dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma, partiye/ eğlenceye gitme, çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme, genel tuvaletleri kullanma, birilerinin oturduğu odaya girme gibi durumlar sosyal kaygının en çok yaşandığı durumlardır.
Tanı; adı üstünde, her türlü sosyal ortamda ortaya çıkabilen kaygı, endişe, korku durumunu tarif eder.

Peki neden bazı insanlar çok rahatken bazıları bu kadar sıkılgan?
Psikiyatrik tanıların bir çoğunda olduğu gibi bunda da tek bir neden sonuç ilişkisi kurmak imkansızdır. Bir matrisin bileşenleri gibi, çok boyutlu dinamikler insan davranışına şekil verir. İkiz ve akraba çalışmaları kalıtsal geçiş lehine bulgular verir. Aynı şekilde, beyin biyokimyası açısından bakıldığında, serotoninle ilişkilendiren çalışmalar da mevcuttur. Öğrenme kuramları, koşullanma ve model alma ile açıklar. Çocuklukta oluşan şemalar, bilinçaltı süreçler gibi pek çok kuramsal açıklama yapılabilir. Bu açıklamaların hepsi de doğrudur ama hiçbiri tek başına kaygının nedenlerini açıklayacak kadar kapsayıcı değildir. Kaygıyı, eklektik bir yaklaşımla, tüm kuramları bilerek ve değerlendirerek ele almak en iyisi olacaktır.

Tedavisi nasıl olur?
Genellikle ilaç tedavileri ya da psikoterapi uygulanır. Bazı durumlarda bu ikisi bir arada yürütülür. Günümüz ana akım psikoterapi modelleri, mesela bilişsel davranışçı terapiler ya da şema terapi gibi ekoller sosyal kaygı ve diğer kaygı bozukluklarının tedavisinde oldukça etkili sonuçlar vermektedir. Bilişsel davranışçı terapi korku ve kaygıya neden olan irrasyonel düşüncelerin değişmesini amaçlar.
Psikoterapist, gerçekçi olmayan düşüncelerinizi fark etme ve yerine rasyonel düşünce geliştirme yönünde bir keşif yapmanız için rehber olur. Özellikle, bu konuda ehliyeti olan uzmanlarca yapılan bilişsel davranışçı terapiler, çocuk ve ergenlerde de dahil olmak üzere çok etkili sonuçlar vermektedir. Bu noktada okuyuculara şunu belirtmek gerekir, son zamanlarda “aile terapisi” ya da “kişisel gelişim” ya da “yaşam koçluğu” gibi isimler altında, psikoterapist olmayan kişiler tarafından yapılan uygulamaların bazen çok kötü sonuçları olduğunu biliyoruz. Sosyal kaygı ve diğer kaygı bozuklukları klinik bir durumdur ve tedavilerinin psikoterapist ya da klinik psikolog diploması olan kişiler tarafından yürütülmesi gerekir.

Sosyal Fobiyle ilgili yanlış bilinenler
Sosyal fobi, zeka ya da kişinin yeterliliği, başarısı ile ilgili bir yaşantı değildir. Yani sosyal fobi yaşayanlar geri zekalı ya da beceriksiz insanlar değildir. Sosyal fobi ancak kendi özgünlüğü / bağlamı içinde anlaşılabilir.
Sosyal fobik insanlar düşük öz güvene sahip değildir. Sosyal fobikbir kişinin öz güveni yüksek de olabilir düşük de. Ancak düşük öz güven, kaygı için besleyici bir durumdur.Her çekingen tutum sosyal fobiyi işaret etmez. Kişinin çekingenliği, o kişinin bağlamı, kültürü ve kolektif kimliği içinde değerlendirilmelidir.
Duyguların sosyo/ politik bir yanı vardır ve sadece tanı kriterlerini göze alarak yapılan değerlendirmeler bu arka planı görmeyi engelleyebilir.

Comments for this post are closed.