Blog

Metropol ile Barışmak - Madalyon Psikiyatri Merkezi

Metropol ile Barışmak

Dışarıdan bakıldığında dünyanın en güzel doğal yapısına sahip bir şehirde yaşamak birçok insana cazip geliyor. Üstelik her türlü imkana ulaşılması an meselesi. Ancak bir de bu şehirde yaşayıp çalışanlara sormak lazım şehrin güzelliklerini.Zorlu iş koşulları, trafik, insanların kendilerine veya sevdiklerine zaman ayıramamaları derken, insanlar şehrin güzelliklerinden çok sıkıntılarını hatırlamaya başlıyor. Kaçınılmaz son olarak da ev ve iş arasında gelip giden, kısacık boş vakitlerinde evden dışarı çıkmaktan yılmış, yorulmuş, metropolün sindirdiği bir insan topluluğu karşımıza çıkıyor. İşyerindeki tükenmişliğin üzerine bir de işten kendilerine kalan kısacık zamanı da verimli bir şekilde kullanamayınca insanlar hayattan haz alamamaya başlıyor. Haz kaynakları böylesine kısıtlanan ve yaşamla ilgili kaygıları artan bu insanlarda ise depresyon, anksiyete belirtileri ve madde bağımlılığı baş gösterebiliyor. Bu durum ise bireylerin iş hayatı ve sosyal hayattaki performanslarını son derece olumsuz etkiliyor.

Peki bu durumla ilgili ne yapılması gerekir?

İş değiştirip daha rahat bir iş bulmak, iş değiştirilmek mümkün değilse başka şehre yerleşmek şeklinde farklı ve radikal öneriler getirilse de, bu öneriler hayatın gerçeklerine genellikle uymadığı için uygulanması çoğunlukla mümkün olmuyor. Şehrin bu yapısına teslim olmak ve sadece beklemek ise en kötü seçenekmiş gibi görünüyor. Şu an yaşadığımız hayatın sıkıcılığını ve zorluğunu dış etkenlere bağlamak, açık bir cezaevinde yaşamaktan başka bir işe yaramıyor. Aslında hayatı bu duruma getiren şey, bu şehrin, işimizin ve sosyal düzenin bir eseri değil, bizim mevcut duruma teslim olup uyum sağlayamamamızdan kaynaklanıyor. Bu şartlara teslimiyet bir uyum göstergesi değil, aksine uyumsuzluğun ta kendisi. “Yapmasam da, gitmesem de ihtimalim var ya, bunu bilmek bana huzur veriyor” cümlesini etrafımızdan veya kendimizden çok sık duymuşuzdur. Şehre bizi bağlayan, başka yerleri dar getiren bu his, aslında daha fazlasını arzuladığımızın bir göstergesi. Oysa bu şehrin bize sundukları bundan çok daha fazlası.

Belki de en doğrusu, varolan koşulları kabul ederek, bu koşullar altında iş hayatımızı sıkıcı ve monoton halinden nasıl çıkarabileceğimize, bize kalan kısacık vakti nasıl boşa geçirmeden bize en faydalı şekilde nasıl kullanabileceğimize odaklanmak. Bu soruların cevaplarını aramaya başlamak uyum sağlamanın ilk adımı olacaktır. Şehrin bizlere sunduğu yaşam tarzı ile kavgayı bırakmak ve buna uygun bir tutum takınarak barışı sağlamak kendi iç huzurumuzu da geri getirecektir. Kişilik özelliklerimizin, bize keyif veren aktivitelerin farkına varmaya ve bunlara uygun bir yaşam tarzı yaratmaya ne dersiniz?

Comments for this post are closed.