Blog

Çocukluk Korkuları

Korku, yaşamı veya güvenliği tehdit eden bir tehlike algısı durumunda ortaya çıkan duygusal bir tepkidir. İşin temeline indiğimizde korkunun işe yarar bir mekanizma olduğunu görürüz. Aslında korku ilk atalarımızdan bize miras kalan, evrimsel kökleri olan bir duygudur. Bu şekilde baktığımızda insanı tehlikelerden koruyan ve hayatta kalmasını sağlayan bir mekanizmadır. Canlıyı uyaran, savaşmasını ya da kaçmasını sağlayan bu alarm sistemi insan oğlunun neslinin devamını sağlamıştır. Çünkü korku duygusu organizmanın yaşamını güven içinde devam ettirecek olan tedbirleri almasını sağlar. İşin özünde korkular da aynen sevgi, öfke, utanma gibi doğal ve işlevsel duygulardır.

Bazı durumlarda varolan tehlike algısı ile orantısız miktarda korku tepkisi ortaya çıkar. Kişi korkuya sebep olan yer, durum veya nesneden karşı koyamayacağı bir şekilde kaçmaya ve kaçınmaya başlar. Bu abartılı korku hali kişinin yaşamını kısıtlamaya ve gündelik hayatını engellemeye başladığında fobi olarak tasvir edilir.  Fobiler yaşamın her döneminde ortaya çıkabilecek bir sorundur.  Ancak çocukluk çağında doğal olarak daha yaygındır. Şöyle ki, insan genelde bilmediği ve tanımadığı uyaran karşısında korku tepkisi verir. Bu durumda yaşam deneyiminin sınırlı olması doğal olarak korkulan nesne, ortam vb sayısını da artıracaktır. Çocuk için dünya keşfedilmemiş uyaranlarla doludur ve bunların her biri kolayca birer fobi nesnesi haline gelebilir. Çocuk çevresini tanıdıkça, zihinsel ve bedensel kapasitesi geliştikçe özerkleşir ve giderek özgüveni artar. Böylece ona korku veren şeylerle baş eder hale gelir. Kabaca hayat deneyimi arttıkça korkular da azalmaktadır gibi bir denklem kurabiliriz.

Küçük bir bebeğin neredeyse her şeyden korkması normaldir. Tanımadığı bir yüz, yüksek bir ses, farklı bir ortam abartılı korku tepkilerine yol açabilir. Bu durumda yapılacak en güzel şey bebeğinizi kucağınıza alıp sakinleştirmek ve tekrar güven duymasını sağlamaktır. Çocuk büyüdükçe yalnızlık, hayaletler, cadılar, hırsızlar gibi yeni korkular çocuğun dağarcığına dahil olabilir. Bazen yatak odasındaki bir gölge hayalet olarak algılanabilir. Bazen gölgeye bile ihtiyaç yoktur, çocuğun zengin hayal gücü bir anda cadılar ve yaratıkları birbiriyle savaştırabilir. Çocukların rasyonel düşünme yetilerinin sınırlı olması gerçeği değerlendirme yetilerini de kısıtlar. Bu durumda çevrelerinde olup bitenleri abartılı olarak yorumlayabilirler. Geniş hayal güçlerinin de katkısıyla yan odadan gelen tıkırtıyı uzaylıların istilası olarak yorumlayıp abartılı tepkiler gösterebilirler.

Çocuklarda en sık gördüğümüz korkulardan biri karanlık korkusudur. Karanlıktan korkmak, biraz önce de belirttiğimiz gibi çocuğun kendini belirsizliklerle dolu bir ortamda hissetmesinden kaynaklanmaktadır.  Işık açmadan odadan odaya geçememek, tek başına tuvalete gidememek veya tek başına yatmaktan kaçınmak gibi durumlarla kendini gösterir.

Karanlık korkusunun en güçlü belirtisi, çocuğun bu duruma maruz kaldığında veya kalabileceğinde gösterdiği şiddetli kaygı belirtileridir. Çocuk ısrarla karanlıkta kalabileceği durumlardan kaçınmaya başlar, yalnız kalmamak için çeşitli bahaneler ileri sürer. Böyle bir durumda hiç bir şey yapmamak ya da çocuğun korkusunu besleyen bir tutum sergilemek varolan sorunu daha da derinleştirecektir.  Genellikle fobileri kendi haline bıraktığınızda büyüyerek devam eder. Mesela,  çocuğunuz gece tek başına uyumakta zorlanıyor ise ve siz de bu durumda her gece yanınızda yatmasına müsade ediyorsanız, farkında olmadan karanlık korkusunu besliyorsunuz anlamına gelir. Çocuğun korktuğu durumdan kaçması, o korkunun bir süre sonra genellenmesine ve hayatın başka alanlarına da yayılmasına sebep olur. Gece tek yatamayan bir çocuk bir süre sonra tek başına tuvalete de gidemez hale gelebilir.

Gece ve karanlık korkularında ailelere önerilebilecek en güzel yöntem çocuğu korkusuyla kademeli bir şekilde yüzleştirmektir. Korku veren uyaranla karşılaşmadan fobilerle baş etmek mümkün değildir.  Ancak, suya girmeden yüzme öğrenilemeyeceği gibi, yüzme bilmeyen birini de suyun içine atmak çıkar yol değildir. Çocuk sistematik ve kademeli bir şekilde, alıştıra alıştıra korkusuyla yüzleştirilmelidir. Bu süreçte anne-babalar çocuklarını destekleyerek ve korkusuna karşı attığı her adımı onaylayıp ödüllendirerek  onlara güven telkin etmelidir.

Korkular fobik reaksiyon haline geldiğinde, yani korkulan nesne ile verilen tepki manidar derecede orantısız olduğunda, kişi mantıksız bir şekilde korkulan nesne, eylem ya da durumdan kaçındığında ve bu durum artık çocuğa iyice sıkıntı verir hale geldiğinde bir psikolog ile görüşmekte fayda vardır. Genellikle davranışçı ve bilişsel davranışçı tekniklerle bu tür durumlar çözüme kavuşturulur.  Söz konusu çocuk olduğunda ailenin işbirliği ve tedaviye katılımı da en az çocukla geçen terapi süreci kadar önemlidir.

Comments for this post are closed.