Blog

Çocuk Özlemi

Çocuk sahibi olmak psikolojik olarak, “yetişkin yaşama geçiş ritüeli”, “cinsel kimliğin temel bir parçası”, “evliliğin temel amacı” olarak görülmektedir. Ancak, üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık -15’i çocuk sahibi olmakla ilgili sorun yaşamaktadır.

Çocuk sahibi olamama, kısırlık ya da infertilite olarak adlandırılan durum, 1 yıl ya da daha fazla zamandan sonra hamile kalamama olarak tanımlanmaktadır ve fiziksel, duygusal ve maddi zorluklar yaratan ciddi bir sorundur. Birçok çift bunu büyük bir kriz olarak görmekte ve yaşamaktadır. İnfertilite tedavisinin uzun sürmesi, pahalı bir tedavi olması ve tedavinin nasıl sonuçlanacağının belirsiz olması, toplumsal baskılar tedavi sürecini eşler için duygusal açıdan daha da zor bir hale getirmektedir.

Sıklıkla, eşler infertiliteyle ilgili çatışmalarını gizlemeye ve günlük sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmaktadırlar
.
Bu krizle karşılaşan birçok çift bir dizi duygusal değişiklik yaşar; depresyon, güçsüzlük, umutsuzluk, tükenme, engellenme, kaygı, utanç, suçluluk, öfke, benlik saygısında azalma, geri çekilme ve sosyal soyutlanma gibi.
Kısaca, çiftlerin sadece ruhsal sağlığı değil, ilişkilerinin dinamikleri de değişmektedir. İletişim becerilerinin kötü olması ya da ekonomik sorunlar gibi var olan sorunlar daha da artabilmektedir. Eşlerin cinsel doyumları da azalmaktadır. Cinsellik mekanik ve duygudan yoksun, sadece hamile kalmak için yapılan bir iş haline gelebilir. Tedavi masrafları eşler için bu süreçteki diğer bir stres kaynağıdır. Diğer bir çatışma kaynağı da, hangi tedavi seçeneklerini deneyecekleri, ne zaman tedaviye son verecekleri, donör (nakil) yumurta ya da sperm kullanılacak mı, evlat edinme olacak mı, eğer olacaksa bu nasıl olacak gibi. Çocuğu olmayan çiftler bu süreçte başkalarının eleştirileriyle de karşılaşmakta ve bu benlik saygılarını ve kendilik imajlarını daha da azaltmaktadır.

Bir çok vaka da eşler kaybın yasını farklı biçimlerde yaşamaktadır: Eşlerden biri kayıpla ilgili açık bir biçimde konuşmayı isterken, diğer eş onu hatırlatan her şeyden kaçınmayı isteyebilmektedir. Yaklaşım tarzları, sorun çözme şekilleri ve baş etme tarzları açısından, kadınlar ve erkekler arasında önemli farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadınlarda, üzüntü, depresyon, kaygı, umutsuzluk, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk ya da yetersizlik duygusu ve infertilite ile aşırı uğraş sık görülmektedir. Kadın infertiliteye neden olacak ne yaptığını bulmaya çalışabilir ve haksız biçimde kendini suçlayabilir. Bir çok toplumda bir kadının çocuk sahibi olma kapasitesi onun kadın olarak kimliği ile ilişkilendirildiğinden kadın kendini kadın gibi hissetmeyebilir ve bunun sonucu olarak birçok kadın eşinden ayrılma korkusu yaşayabilir. Öte yandan, geleneksel erkek rolü de çocuk sahibi olmayı içerir ve bu durum utanç duygusuna yol açabilir. Bazı erkekler ise, ailenin soyunu sürdüremeyecekleri kaygısını yaşamaktadır.

Bu zorlu süreçte, eşler sonuçla ilgili olarak iyimser ve aynı zamanda da istenen sonuca ulaşılamama olasılığı konusunda gerçekçi olmalıdırlar. Eşler arasında açık, dürüst ve dengeli bir iletişim konuyla ilgili sorunların ele alınması, çözüme ulaştırılması, ortak görüşlerin belirlenmesi açısından önemlidir.

Eşler cinsel yakınlıktaki değişikliklerin geçici olduğu ve tedavi sona erdikten sonra normale döneceği konusunda, beklenmeyen sonuçlar (örn., çoğul gebelikler), anne ve bebeğin sağlığıyla ilgili ne tür risklerin olduğu, ne kadar süreceği, maliyeti hakkında desteklenmeli ve bilgilendirilmelidirler. Birlikte duygu ve düşüncelerini paylaşmaları, yakınlar, arkadaşlar ve profesyonellerden destek almaları, yaşamlarını ve ilişkilerini başka şeylerle doldurmaya (birlikte yürüyüşler yapmak, sinemaya gitmek, doğada gezintiler yapmak, sosyal ortamlarda arkadaşlarla olmak gibi), seksi eğlenceli hale getirmeye (mumlar, güzel bir müzik, romantik filmler vb.) çalışmaları bu süreçte işe yarayacaktır.

Bir ruh sağlığı profesyonelinin desteği eşlerin güçlü ve incinebilir yanları ve baş etme yolları ve inanç sistemlerinin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Eşler birbirlerini daha iyi anlamanın yollarını öğrenebilir ve daha etkili bir iletişim kurabilirler. Stresle baş etme, kaygıyı azaltma, depresyonu kontrol etme, tıbbi tedaviler sürecinde yaşanan hayal kırıklıkları, suçluluk, değersizlik ve başarısızlık duyguları ile baş etme, iletişim becerilerini geliştirme, nefes egzersizi, gevşeme egzersizi, gibi teknikler tedavinin tüm aşamalarında yardımcı olabilmektedir.

Comments for this post are closed.