Blog

Bir Psikoloğun Anlam Arayışı

Kohut (1977) terapistleri, hastalarının hayatlarındaki boşlukları dolduran “kendilik objeleri” olarak tanımlamıştır. Bu boşluğun dolması, terapötik süreçte hayata dair yeni anlamların keşfedilmesiyle veya hastayı olumsuz etkileyen eskimiş anlamların terk edilmesiyle mümkün olmaktadır. İnsanların nasıl olup da bütün hayatlarını üzerinde hiç düşünmedikleri bazı anlamlara sarılarak geçirebildiklerini anlamak için tarihsel süreci gözden geçirmek gerekir. II.

Dünya savaşının ardından, eğlenmek, doyuma ulaşmak ve kişisel “gelişim” önce Amerika’nın yükselen değerleri haline gelmiş, daha sonra da bütün dünyayı sarmıştır. Fromm (1956), günümüz insanından, son derece izole ve bağımsız bir biçimde çalışmasının beklendiğini söylemiştir. Böyle yetkin bir kişiliği geliştirebilmek için ise bir bireyin önemli miktarda ilgi, empati ve yakınlık gördüğü bir çevre içinde büyümesi gerekmektedir. Cushman ( 1990), eğer yetişkinler kendine yeten, son derece bağımsız, hırslı bireyler ise, çocuklara böyle bir çevreyi sağlayacak olanların kim olduğunu sormaktadır.

Kendilerini çocuklarına yeterli miktarda adayamayan ebeveynler tarafından, toplumun beklentilerini yerine getirmeye çalışan, narsistik olarak yaralanmış çocuk-yetişkinler salınmaktadır iş hayatlarına… Hayatımızdaki “anlam” ın görevlerinden biri de geçmişimiz ve geleceğimiz arasında bir süreklilik hissi yaratmasıdır. Fakat hayatında bu süreklilik hissini verebilecek bir anlama ulaşmış bir birey endüstriyel dünyanın yaratmak istediği tüketici profiliyle uyuşmamaktadır. Bireylerin yeterli miktarda tüketebilmesi için anlam dünyalarını neredeyse haftalık olarak değiştirmeleri gerekmektedir. Kısacası hayatın anlamı bireylere bazı objeler aracılığıyla vaat edilir. Örneğin beş yıl boyunca tatil yapmadan çalışmış bir iş adamı, dağ yolları için tasarlanmış cipine bindiğinde özgürlük ve bağımsızlık gibi duygularını tatmin edebilir.

Kısacası, hayatımızın anlamı sahip olduğumuz objelere indirgenmiş durumdadır
(Palmer& Danahoe, 1992, DeGranpe, 2000’den alıntılanmıştır) Anlam, bireyin kişisel tarihinin bir ürünüdür, uyaran bir nesnenin kendisi değildir.

Merleau Ponty (1962) bireyi, hedeflerinin bir taşıyıcısı olarak tanımlamıştır. Birey, bu hedefler doğrultusunda kendisine sunulan anlam yelpazesinden birkaç tanesini seçer. Aynı zamanda bu seçimler sayesinde dünyaya çeşitlilik ve belirsizlik sunar. Yani bir bireyin psikolojik “self” kendiliğine rehberlik eden şey “anlam” dır.
Victor Frankl ( 1978) anlam problemini çağın en büyük nevrozu olarak tanımlamıştır.
Jung ( 1933) 35 yaşın üzerindeki hemen her hastasının sorunun altında bir anlam problemi yattığını vurgulamıştır. Diğer klinik çalışmalarda da ( Beck, 1967, Seligman, 1990) depresyon, madde bağımlılığı ( Harlow, Newcomb,1967 & Bentler,1986, cited in Yalom, 1980), intiharın ve pek çok patolojinin ( Yalom, 1980) hayatın anlamsız bulunması ile ilgili olduğu açıklanmıştır. Mascaro, N. & Rosen, D. (2006) ‘in benzer bir çalışmasında yüz kırk üç üniversite öğrencisi sahip oldukları “anlam” ın hayatın günlük stresiyle baş etmekte bir “tampon” görevi gördüğünü belirtmişlerdir.

Dialektik ve yapısalcı bakış açılarına göre( Greenberg & Pascual-Leon1995), her “kişisel anlam”, bireyin farklı zamanlarda farklı “kendilik” ler yaratmasını sağlayan bilişsel süreçlerinin bir ürünüdür. Bilişsel süreçler böyle bir işleyişi sayısız kaynaktan aldıkları bilgiler sayesinde sürdürürler ki bu kaynaklardan en önemlisi “duygusal deneyimler” dir. Duygularımız deneyimlerimizi organize ederler ve kişisel anlamın yaratılmasında son derece önemlidirler.

Yapısalcı yaklaşım içinde, zihnin idrak etme hali / bilinçlilik /  consciousness, bir bireyin sahip olduğu “anlam” ın en büyük belirleyicilerindendir. Bu bilinçlilik hali bireyin hangi bilgi kaynaklarına açık, hangilerine kapalı olacağına karar verir. Bu anlamda “istek” (will) ve “seçim” unsurlarını da kapsamaktadır. Diğerlerinin “self” imize karşı tutumları, dünya görüşümüz, önceki deneyimlerimiz, dış uyaranlar ve ani duygusal deneyimlerimiz bilinçlilik halimizi yöneten diğer mekanizmalardır.

Kaynaklar: Cushman, P. (1990).Why The Self is Empty: Toward a historically situated psychology. American Psychologist, 45, 599-611. DeGranpe, R. (2000). A Science Of Meaning: Can Behaviorism Bring Meaning To Psychological Sciences. American Psychologist, 55, 721-739 Frankl, V., E.,(1978). The Unheard Cry for Meaning,  New York: Simon & Schuster Kohut, H: ( 1977) Restoration of the Self Mascaro, N. & Rosen, D., (2006). The Role of Existential Meaning As a Buffer Against Stress. Journal of Humanistic Psychology, 46, 168 – 190 Yalom (1980) Existential Psychotherapy, Basic Books

Comments for this post are closed.